6 Nisan 2018 Cuma

balat


Yağmurlu bir cumartesi günü vapurdan inip Haliç boyunca yürüyoruz. İstanbul'da kötü havaların da bir güzelliği var elbette! Ortalıkta pek kimsecikler yok. Haliç kenarında güzel havalarda oluşan manzarayı bilenler buraları tenha bulmanın nasıl kıymetli olduğunu da bilirler.  
19.yy sonlarında Viyana'da üretilip prefabrike olarak İstanbul'a getirilerek parçaları birleştirilen Sveti Stefan Bulgar Kilisesi'ne gidiyoruz.  Dünya üzerinde Avusturya, Arjantin ve Türkiye'de olmak üzere üç yerde demirden kilise inşa edilmiş ancak sadece Balat'taki ayakta kalabilmiş. Yedi seneden fazladır restorasyon sebebiyle kapalı olan kiliseyi biz de ilk kez ziyaret ettik.

Sokaklara dalıp biraz kedilerle haşır neşir olup Forno Pizza'ya gidip küçücük ve dopdolu mekanda sebzeli pizza ve lahmacunun tadına bakıp mekandan memnun ayrılıyoruz.

Dönüş yolunda Tahtakale ve Mısır Çarşısı'ndan geçip enfes kahve ve bitki kokularına bulanıp kendimizi vapura atıyoruz. Hafta sonu kapıdayken nerelere gitsek soruları kafada.

20 Mart 2018 Salı

adalar modalar- kıymetli şeylerin tanzimi











Gerçi çocuklar gerçekten kime emanet edilebilirdi? Her nesil, bir öncekinin yaraları, hüsranları ve yetersizlikleriyle malul, birtakım kırık dökük şeyleri devralıyor, çoğu zaman bunları biraz daha kırıp aşındırıp, bir sonrakine miras bırakıyordu.

İnsanın hayatta kendi yolunu, kendi sesini bulabilmesi, etraftan gördüğünü, babasının dediğini, filmin derginin gösterdiğini değil, kendine ait olanı, kendinden geleni yapması, hayatına kendi karakterinden, mizacından doğan içkin bir anlam yükleyebilmesi her baba yiğidin harcı değildi ne de olsa.

Hayat bu muydu yani, kimsenin umurunda olmayan kuralları ezberlemek, ezberlemek, hiç olmadı sınavda kuralları ezberlemiş bir arkadaşın yanında oturmayı becerebilmek, bu sayede aldığın bir kâğıt parçasıyla kendini muvaffak saymak, sonra o kağıt parçasının yardımıyla ömründe giymediğin, alışık olmadığın, beğenmediğin kıyafetler satın alıp her sabah erkenden kalkıp bunları giyerek kendin gibi bezgin onlarca insanla bir otobüse yahut minibüse doluşma imkânına kavuşmak, haftanın beş altı gününü içinde bulunmak istemediğin bir odadan çıkabilmek için dakika sayarak geçirmek, o esnada bilgisayarı açıp bir kağıt oyununu araya sıkıştırabilmeyi ya da birtakım internet sitelerinden başkalarının tatillerinin, başkalarının yediği yemeklerin, gittiği yerlerin fotoğraflarına bakabilmeyi kâr saymak, iki sene sonra seni hâlâ orada tutup tutmayacaklarını bilmediğin işlere güvenerek on senelik borçların altına girmek, elinde kendine ait tek şey olarak kalmış Pazar günlerini alışveriş merkezlerinde internete koyacağı resimleri daha afili gösterecek teknolojik aygıtlar yahut internete resim konmaya değecek tecrübeler peşinde geçirmek... Hayat buyduysa bile buna hiç direnmeden teslim olmak, koşa koşa saflara katılmak ayıp değil miydi? İnsan bunu nasıl kendine yedirirdi?”

karaköy-beyoğlu gezmeleri


Klasiklerden biriyle güne başlıyoruz. 
Duvarlarında Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun seramiklerinin yer aldığı Karaköy Murat Muhallebicisi'nde Türk kahvesi ve tatlı. Küçük mutluluklar.
 Yapı Kredi Kültür Sanat'ta Şehirlere Alışamadı: Sabahattin Ali'nin Şehirleri sergisinde  Sabahattin Ali'nin hayatı boyunca bulunduğu ve gezdiği şehirlere tanıklık ediyoruz. Yazarın öykülerinden uyarlanan filmler, şiirlerinden bestelenen şarkılar ve yakınlarının anılarına yer verilen sergide özellikle Sabahattin Ali'nin kendi çektiği fotoğrafları görmelisiniz. Sergi 27 Nisan'a kadar devam ediyor.





















Anadolu Yakası'na geçmeden  güzel dekorasyonuyla pek beğendiğimiz Karaköy Gümrük Lokantası'nın lezzetli yemekleriyle daha da mutlu olup bir cumartesiyi daha bitiriyoruz.

4 Mart 2018 Pazar

ljubljana gezisi

Geçen sene ilkbaharda Thy kampanyasından cuma akşam gidiş pazara akşam dönüş biletini kapınca iki günde Bled gölü ve Ljubljana'nı gezme şansı yakaladık. Her yerin birbirine yakın olduğu, koşturmadan, çok yorulmadan gezilen şehirleri çok seviyorum.
1991'de Yugoslavya'dan ayrılan Slovenya 2004 yılından beri Avrupa Birliği ülkesi.

Sloven şair France Prešeren (1800-1849)'den ismini alan Preseren Meydanı şehrin tam olarak kalbinde yer alıyor. Şairin heykeli, meydanın karşısında, Wolfova ulica caddesindeki bir binanın cephesine monte edilen platonik aşkı Julija Primic'in heykeli ile sembolik olarak karşı karşıya konmuş.
 Triple Bridge-Üçlü köprü, adından da anlaşılacağı üzere Ljubljanica Nehri üzerinde yer alan üçlü köprü grubu. Bu yaya köprüsü, eski köprüyü yok etmek istemeyen, ancak büyütmek zorunda kalmış bir mimarın fikriymiş. Köprü Preseren Meydanına çıkıyor.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp yerel pazara gidiyoruz. Tüm ürünler taptaze. Pazarın girişinde çiçeklerin satıldığı kısım ise daha da şahane! 
Sabah pazarın kenarındaki pastanelerde börek yiyip sıcacık çay içmeden olmaz.


 
    
Cobblers Bridge veya Ayakkabıcılar Köprüsü, Ljubljana'daki en eski köprülerden biri. Geçmişi 13. yüzyıla kadar uzanıyormuş, o zamana dek, üzerinde kasap dükkanları olan ahşap köprüyken, et kokusu yüzünden kral et dükkanlarının kaldırması için para vermiş ve yerini ayakkabıcılar almış; bugünkü adı buradan geliyormuş. Yüzyıllar boyu sel ve yangınları sonucu biçim değiştiren köprü  1931'de tasarlanan mevcut taş köprü ile yer değiştirmiş.


Kasap Köprüsü Ljubljana'nın aşk köprüsü. Dünyanın pek çok yerinde bulunan aşıkların sembolik olarak aşklarını kilitledikleri köprülerden.2010 yılında inşa edilmiş.
Köprüde yer alan  pek çok ürkünç heykel ve köprü demirleri üzerinde yer alan deforme küçük yaratıklar ile köprü korkuluklarına eklenen aşk kilitleri arasındaki çarpıcı kontrast tuhaf bir görüntü oluşturuyor.




Dragon Bridge- Köprünün en önemli özelliği dört köşesinde kaide üzerinde duran şehrin simgesi haline gelen dört ejder heykeli.






Şehri tepeden görmenin en iyi yolu ise fünikülerle 2,5 euroya Ljubljana Kalesi'ne çıkmak. 15. yüzyılın ortalarında inşa edilen kale bugün şehrin en popüler ve turistik yerlerinden. İçeride bir de kukla müzesi yer alıyor.












Antika Pazarı- Her pazar sabah 8'den öğlen 2'ye kadar Cobbler's Bridge'in olduğu bölgeye nehir kenarına kuruluyor. Çok ama çok güzel şeyler satılıyordu. Saatlerce buradan ayrılamadık.























Metelkova-1900lerde Avusturya-Macar Ordusu tarafından yedi kışla binasından oluşan üç dönümlük arazi, Slovenya Yugoslavya'dan bağımsızlığa kavuştuğu, ordunun bölgeyi terk ettiği 1991 yılına kadar askeri amaçla kullanılmaya devam etmiş. 1993'te Sloven hükümeti eski kışlaları yıkmaya çalışmış, ancak yaklaşık 200 kadar aktivist, sanatçı ve protestocu alanı ele geçirip imha etmekten kurtarmışlar. Hükümet siteyi yıkmaya çalışmaktan asla vazgeçmemiş bazı binalar yıkılmış ancak alanın geri kalan kısmı asi bir sanatsal topluluk alanı olarak kalmış. Bugünlerde binaların çoğu grafiti,  mozaiklerler, garip heykellerle kaplı. Ayrıca bar, gece kulübü ve burada yaşayan bir nüfusa ev sahipliği yapıyormuş. Biz gündüz gittiğimizde epey tenhaydı.





Tivoli Park- Ljubljana'nın en büyük parkı. Çok temiz ve yeşil bir şehir olarak, 2016'da Avrupa Yeşil Başkenti seçilmeleri sürpriz değil.
Uygun fiyata lezzetli yemek ararken bulduğumuz Sarajevo 84'te enfes bir yemek yiyip midemizi şenlendiriyoruz.




Cooperative Bank Binası

Ljubljana'yı çok sevdim; umarım yine gitme fırsatı yakalarım. Hatta büyük bir Slovenya turu yapmak isterim.