29 Kasım 2011 Salı

mutluluk kaynakları.

bir süre önce dayanamayıp postcrossing'e üye olmuştum.gelen kartların sayısı arttıkça daha bi' mutlu oluyorum.akşam eve girerken apartman girişinde kilometrelerce öteden gelen  farklı kartları görmek ayrı bi mutluluk veriyor insana.pulları da inanılmaz güzeller.bir an önce kutular dolusu kartım olsun istiyorum!






 
kırtasiye ürünlerine olan zaafıma karşı koymam  her zaman çok mümkün olmuyor.yeni sene için ajanda ve bloknotlarım şimdiden hazır.kıyamayıp kullanmasam da 'bakmalık' olarak mı kullansam diyorum bazen kendi kendime gerçi.metisin2012ajandası yine şahane.
masal kahramanlarını anma günü, hayallere saygı günü,  çoraplar fora günü, mandalina kabuğu yakma günü... ajandayı açıp baktığında insanın yüzünde bir tebessüm oluşuyor.ve başında yazdığı gibi Kimi hayati duygularımıztecrübelerimiz sırf adları konmadığı için hayatın dışında, önemsiz, tali gibi görünüyor olmasın?
bir diğer mutluluk kaynağı; çiçekkokuluselpak.çocukluğuma geri dönüş yaşatıyor her ne kadar pembe olmasa da.

27 Kasım 2011 Pazar

haftasonufilmleri

submarine-biraz geçmişe gitmek, farklı bir film izlemek için mükemmel seçim.

breaking dawn-kitapları okumamış biri olarak sadece ilk filmleri izlediğim için  bundan da eksik kalmamak lazım diyerek izledim ve of puf hadi, doğursun bebeği artık diye sıkılarak sonunu zor getirdim. ben evde yayılmış yatarken seyrederken bile sıkılırken, insanlar deliler gibi sinemaların önünde bunun için mi kuyruk oluşturuyor da benim başka filmin seansını kaçırmama sebep oluyor anlam veremedim.

life as we know it-pazar günü filmi.eğlenmek,kafayı boşaltmak için ideal.
ps: farkettim ki yine birbirinden alakasız filmler izlemişim.dengesiz bir haftasonundan dengeli bir haftaya geçiş yaparım umarım.

hergüncumartesiolsa.


soğuk ama keyifli bir cumartesi.bazen obez olmaktan korkuyorum.hayvanları sevmeyen insanları anlayamıyorum.
bazı şarkılar çok güzel.

25 Kasım 2011 Cuma

neredeyse eksiksiz

kız da oğlan da aynı gün sevgililerinden ayrılır ve belki de unutmanın en iyi yolu yeni biridir.beni unutma filmi çok hızlı başlıyor birden bire seneler geçiveriyor.evleniyorlar çocukları oluyor.mutluluk içinde yaşayıp giderlerken-biz; ay bu kadar da olmaz ama derken-birdenbire kızın hasta olduğu ortaya çıkıyor.sonrası zaten belli, gözüyaşlı filmi sonlandırıyorsunuz.filmin konusuna bakmadan, mert fırat oynuyormuş bi' gidip görelim kafa dağıtırız dedik romantik komedi film afişi bizi yanıltmış meğersem.filmin senaryosunu yazarken oturmuşlar, epey düşünmüşler, hımm evet daha daha neler koysak diye adeta;beni unutma çiçekleri,şiir okuyan baba,ferzanözpetek ve fatıhakın filmlerinden sahnelerin arka fonda geçişi.tamam filmin tamamında dekor ,özellikle evlendikleri yer inanılmaz güzeldi.ancak bolca reklam geçiyor filmde, tuba ünsalın tüm zamanını dekorasyon mağazalarında geçirdiği düşüncesindeyim.(filmi izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır:))diyalogların bir kısmı gerçekten çok saçmaydı.sinanla hakanın evde eşyaları toplayıp, burda daha fazla yaşayamam halleri zaten apayrı .ilk sahnede kızın iş yerinden çıkarken konuştuğu iki kız, nasıl bir yapaylıktır  dedirtiyor daha ilk andan.başrol oyuncuları iyi olmasına rağmen özellikle senaryo ve diyaloglar yüzünden yeterince güzel olamamış filmdir, -incirreçeli,ıssızadam filmlerini de izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki; yine de izlenebilir 
*bu arada başlık filmin içinde geçeyannis ritsos a ait bir şiirin adıdır.

23 Kasım 2011 Çarşamba


seyahata çıkma isteği uyandıran klip.

21 Kasım 2011 Pazartesi

sinemadan çıkmış insan


… iki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. düşünüyordu: “çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona birşeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”

saatine baktı: dört buçuğa beş vardı. “eve gidip okusam.” durağa yürüdü. “bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar…” kafasından geçene güldü. duraktakiler dönüp baktılar. kadının biri kaşlarını çattı. sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. ” ne adamlar be. güldüysem güldüm, size ne?” duramadı orda, yürüdü. eve gitmeyecek. içindeki sinemadan çıkmış kişiyi öldürdüler. sağ kalan sıkıntılı, kızgın…
Aylak Adam - Yusuf Atılgan



20 Kasım 2011 Pazar


beginners ın afişinden filmin son derece eğlenceli olduğu önyargısına kapılabilirsiniz.aksine son derece yavaş tempolu bir film.en güzel yanı tarihleri fotoğraflarla anlatış şekliydi.
the seventh continent-haneke'nin ilk filmi.dışarıdan son derece normalmiş gibi görünen, her sabah belli saatte uyanıp, kendi içlerinde pek de iletişim kurmayan, monoton hayatlarını gösterdiği bir ailenin  bir anda bankadaki tüm paralarını çekip parçalayarak tuvalete atıp,evdeki tüm eşyaları kırıp dökerek en sonunda kendilerini zehirleyerek öldürmelerini anlatıyor.


bologna

nerdeyse tüm şehirde kaldırımlarının üzeri kemerlerle kaplı.yağmurdan korunmak için güzel bir fikir.ama kızıl şehir bologna bana biraz karamsar bir şehir gibi geldi.bizim orada olduğumuz gün her yerde öğrenci yürüyüşleri, eylemleri vardı.ertesi günde berlusconi istifa etti. tam bir öğrenci şehri.duvarlardan bile bunu anlamak mümkün.kocaman bir üniversiteleri, meydanda şu ana kadar gördüğüm en tuhaf çeşmelerden biri; neptün var.italyada gördüğüm her şehir çok farklı bir yapıya ve havaya sahip,içlerinde en sevmediğimse milano oldu.





















18 Kasım 2011 Cuma

tintin

üç boyutlu filme gitmeyeli epey zaman olmuş.tintin e çocukluğumdan beri bayılırım. özellikle milou dünyadaki en tatlı köpek heralde.Spielberg şahane bir iş çıkarmış.teknoloji kendini aşmış durumda artık.ağzım açık izliyorum.animasyonun gerçekten bir farkı kalmadı.bagghar daki sahnelere denebilecek kelime yok!müthişti! saat kulesi resmen izmir saat kulesiydi.ya da ben fazlaca özledim izmiri, heryeri ona benzetiyorum.

17 Kasım 2011 Perşembe

ponte vecchio















floransaya giderse insan neleri sevebilir?vitrinler, deri çanta ve eldivenler,kağıt- kırtasiyelik ürünler, şekermi şeker bisikletler, şu şirin suratlı pizzacı amcalar,meydandaki caroussel,kasım ayında yazmış gibi giyinen insanlar...mimariye heykel ve resimlere zaten değinmiyorum bile.
ha yok ben biraz mideme düşkünüm sen ondan haber ver derseniz: festival del gelato!