10 Haziran 2017 Cumartesi

İstanbul'da hafta sonları

İstanbul'da hatta dünya üzerinde en sevdiğin yer neresi diye sorsalar hiç çekinmeden Kadıköy derim. Önümüzdeki yıllarda buradan taşınacak olma zorunluluğu bile şimdiden düşünüp düşünüp dertlenmeme sebep oluyor. Kalabalığı hiç sevmememe rağmen, Avrupa Yakası'nda gitmekten hep çok zevk aldığım bölge ise Sirkeci-Sultanahmet civarları. Üniversitedeyken kendi kendime bile gider dolanır, fotoğraf çekerdim. Gülhane'de devasa ağaçların arasında, Sirkeci'deki muhteşem binalarla dolu sokaklarda yürürken kendimi çok mutlu hissederim. Geçtiğimiz aylarda Ayasofya'nın pofuduk kedisi Gli ile tanıştık, içerinin şahaneliğine bir kez daha hayran olduk.





Dekorunu çok beğendiğim Brew Coffee Works kahveseverlerin mutlaka gitmesi gereken mekanlardan.
Bu yazıyı hazırlarken fark ettim ki Kadıköy'den vapura atlayıp iyot kokusunu içe çekip, nemden yapış yapış olup Tarihi Yarımada'yı turlama vaktim yine gelmiş.

7 Haziran 2017 Çarşamba

beyaz badana üstüne sarı ve lacivert boyalı evleriyle obidos

Yurt dışında bir şehre gittiğimde yakınlarındaki daha küçük şehirlere ya da kasabalara, köylere gitmeyi çok seviyorum.Genelde de gittiğim kasaba, köyden inanılmaz mutlu ayrılıyorum. Gitmeden Lizbon'u araştırırken, yakınlarda nerelere gidebiliriz diye bakarken Obidos ve Nazare'yi buldum ancak biz hem otobüsle gitmek hem de akşam üstü tekrar Lizbon'a dönüp orada vakit geçirmek istediğimiz için bir tek Obidos'ta karar kıldık.
Lizbon'daki Campo Grande metro istasyonunun hemen dışındaki otobüs terminalinden Rodotejo otobüs şirketinin her yarım saatte bir kalkan otobüsüyle, bir saat süren yolculuk sonrası Orta Çağ'dan kalma bir kasaba olan Obidos'a varıyoruz. Bileti şoförden araca binince alıyoruz, gidiş-dönüş 15 euro. Lizbon’a 85 km. uzaklıktaki bu şirin kasaba Portekiz'in 7 harikasından biri olarak biliniyor. Her sene çikolata ve Orta Çağ Festivalleri düzenlenen kasaba çikolata ve vişne likörü ile meşhur.

400 yıla yakın süre Kuzey Afrikalı Müslüman Arapların hakimiyetinde kalan Obidos, 1148’de Portekiz’in ilk kralı I. Afonso Henriques tarafından  Portekiz topraklarına katılmış.

İlk kez 13. yüzyılda Aragon’lu Izabel'le evlenirken Kral Dinis tarafından burayı çok beğenen eşine hediye olarak sunulmuş , bundan sonra da bu bir gelenek olmuş her kral tarafından Obidos düğün hediyesi olarak kraliçelere hediye edilmiş. Bu sebeple Obidos için “kraliçelerin köyü” diyorlar.
Köyün ana girişinde iç kısmı 18. Yüzyıl fayansları ile kaplı Porta da Vila'dan geçip, ana sokak Rua Direita'ya giriyoruz. Bu ana sokakta ve ona çıkan ara sokaklarda beyaz badana üstüne sarı veya lacivert boyalı duvarlara yapışarak büyümüş, dallarının bile çok güzel bir görüntüsü olan begonvil ağaçları var.
Biz kışın gittiğimiz için şehrin çiçeklerle renkli sokaklarını göremedik ama bahar ve yaz aylarında begonviller ile süslü sokaklar eminim çok güzeldir.

Köyü çepeçevre saran, yaklaşık 1,5 km uzunluğundaki surların bir kısmının üzerinde dolaşıp bölgenin mükemmel manzarasını izleyebilirsiniz.
Sokaklarında dolanıp, seramik ve hediyelik dükkanlarını gezip birkaç saat içinde Kraliçelerin Köyü'nden ayrılıyoruz.