30 Aralık 2011 Cuma

nar

film istanbulun deniz görmeyen, merkeze saatlik yolculuklar yapılarak ulaşılabilen, evlerinden birinin dış duvarında boğaz köprüsünün resmi olan bir mahallesinde başlıyor.bir kadınsa arnavutköydeki deniz gören evinde uyanıp kahvesini yudumlarken kapı çalıyor, içeri bu mahalleden gelen falcı olduğunu söyleyen bir kadın giriyor.fal bakmaya geldiği kişiyse evdeki kadın değil, onun sevgilisi,hayat arkadaşı her şeyi sema aslında. ama kadın bunu gizleyerek kendi falına baktırıyor.yıllar önce  kızının çocuğunun hastalanıp hastaneye kaldırıldığını ve yanlış iğne yapılarak öldüğünü ancak raporda kızının hatası sebebiyle öldüğü yazıldığını ve doktor sema tarafından imzalandığını söyleyen.falcı kadının tek istediği aslında raporun değiştirilerek, delirmiş kızının suçsuzluğunun geri verilmesi.
kadın kendi adaletini arıyor bi anlamda.film dozunda bir gerilimle sunuyor bize anlatmak istediklerini.kasvetli bir istanbul gününde güzel bir salonda öğreniyoruz bütün hikayeyi.4 farklı dağılmış nar tanesini izliyoruz.

kapıcının hikayesi ve çocukluk görüntüleri haricinde filmi beğendim,serra yılmazın dizilerde bütün temizlikçilere yaptırıldığı gibi doğuluymuşcasına yapay  konuşmasındansa böyle normal konuşması daha iyi olmuş bence.

ümit ünal ''birilerine biz; 'bu gerçek hayat, senin hayatın şu kadar küçük alanda,sen ne anlarsın, cahilsin' derken birilerinin de bize gelip aynı şeyleri söyleyebildiğini ve aslında herkesin başka her hangi birinin yerinde olabileceğini  son derece iyi anlatmış.etkileyici bir film olmuş.

28 Aralık 2011 Çarşamba

evde kırmızı-yeşil bir hava hakim.
kedi kadın bile uydu  bu duruma, her zamanki gibi keyfi yerinde 

27 Aralık 2011 Salı

zevkle izlenen filmlerden. 
zaten ne olup biteceğini kestirmek hiç bir zaman mümkün olmaz hayat hep sürprizlerle doludur.işte bu filmde olanlar da bu.



kafamda sorular yumağı;kim haklı, kim haksız,neden bir anda her şey böyle bir hal alıyor,kız sürekli ders çalışıyor, kadın yalan söyleyemiyor, yaşlı adamı yıkamanın dine aykırı mı olduğunu sormak için telefon açıyor,yaşlı adam içimi acıtıyor,sonu iyi ki böyle bitiyor.
güzel film.

26 Aralık 2011 Pazartesi

kendime

eskiden her gün burçları takip eder,interneti açınca mutlaka astroloji sayfalarına uğrardım. son bir senedir, bir belki iki sefer gazetede gözüme takılmışta okumuşumdur dalga geçerek o da .kötü geçmiş bir yılı geride bırakıyorum. başıma binbir türlü aksiliğin geldiği, üzerimde kara bulutların dolandığı,bol kederli, beklemeli, çaresiz, yeter artık diye isyan ettiğim, bir süre sonra bağışıklık kazanıp hislerimi kaybedip donuk bir ruh haliyle dolandığım ettiğim zamanların çoğunlukta olduğu.insan hakikaten büyüdükçe daha mutsuz oluyormuş meğersem, sorunların büyümesinden, sürekli farklı ve daha zor süreçlerden geçmek zorunda kalmaktan.
yıl bitiyor ve en yakınımdaki insanlar saçma sapan insanlar yüzünden acılar çekmeye devam ediyor; hep hak etmeyen ,gerçekten iyi olmadığını bildiğim insanlar mutluluklar yaşıyor, ben değer verdiğim yakınımda olsun istediğim insanlardan uzak kalmak zorunda kalırken görmek istemediğim insanlarla çevrelenmeye devam ediyorum. 
yine de güzel yolculuklara çıktığım, kendimi kafamı dinlediğim,insanları yok sayabilmeyi öğrendiğim bir yıl oldu.terminallerdeki panoları, anlamadığım dillerde konuşan insanlarla dolu metroları, havaalanlarının uğultusunu,uçak havalanırken yaşamaya devam ettiğim tedirginliği daha bir sevdim.
bütün bu yazı nerden çıktı peki? biraz önce nette dolanırken 2012nin ikizler burcunun yılı olacağını okudum da oradan.tabi ki böyle bir beklentim yok.bütün istediğim daha adil bir yıl.ha bir de yine uzun tren ve uçak yolculukları dileyebilirim.

25 Aralık 2011 Pazar

Birdy---Anita'nın Aşkı Ya Da Antigone New York'ta




Düşünebildiğimiz için uygarlık denen bu kafesi inşa ettik, şimdi bu kafesten kurtulmak için düşünmek zorundayız.








seneyi bitirmeden  ve finaller de gelmeden, bilet de bulunca  tiyatroyla dolu geçen bir hafta oldu, güzel de oldu bütün oyunlardan memnun ayrıldım.

Birdy-savaştan biri fiziksel biride ruhsal olarak darbeler almış iki yakın arkadaşın, bir geçmişe bir şimdiki zamana dönülerek hikayesini anlatıyor.sadece oyunculuklar bile bu oyunu görmek için yeterli bir sebep.





Anita'nın Aşkı Ya Da Antigone New York'ta-hikayeye göre Antigone'nin tek dileği, kardeşi Polyneikes'i bir ölüye yaraşır şekilde gömmektir.
bu oyunda da new yorkda parkda yaşayan evsizlerden Anitanın da tek istediği aşık olduğu evsiz johnun, bir törenle kendi yakınına, parka gömmek.

oyunda da dendiği gibi her an içimizden herhangi biride evsiz olma potansiyeli taşıyor.

24 Aralık 2011 Cumartesi

estambul.


yağmur yine yüzyıllarca yağacak gibi gözüküyor.
 bugün  sokaklar adeta şemsiye mezarlığına dönmüştü.
kış mevsimini sevenleri bir anlasam.
sulusepken havada nasıl üstlerini başlarını toparlayıp bir de şemsiyelerine sahip çıkıp yürüyebildiklerini.
mesut insanlar fotoğrafhanesi-insana bir roman okuyormuş hissi veriyor adeta bu oyun.
istanbulda olmama,hergün vapura binmeme rağmen ben bile özlem duydum istanbula.
haliçe koşmak istedim.beyoğlunda yürümek.
çocukluktaki mis kokan evde olmak.
sahne tasarımı ve uğur arda aydın ayrıca çok başarılıydı.


istanbul demişken  son dönemde her yerde karşıma çıkan istanbul manzarası tasarımlı  kalem kutumsu zımbırtılarımı koymaya yarayacak şeyi almadan rahat edemedim:)bir de bu koleksiyonun devamı var akıllara zarar bir şey.aslında gözüm şu çay bardaklarında kaldı ah ahh!



bilkent kültür girişimi  tarafından hazırlanan İstanbul Koleksiyonu kendilerinin de dediği gibi 
 ''martıların sesini, taze simitin kokusunu, yeni demlenmiş çayın sıcaklığını, katibim şarkısının nostaljisini'' hissettiriyor.


21 Aralık 2011 Çarşamba

şerbet.



20 Aralık 2011 Salı

ikifilm.

  waiting for forever-ailesini kaybedişini bir türlü unutamamış, hala çocukluk aşkını düşünen  pijamalarıyla gezen bir jonglör, yıllarca ilk aşkını takip ettikten sonra en sonunda ona hislerini açıklamaya karar verir.filmin genel konusu bu şekilde ancak inanılmaz yavaş ilerliyor ve boğucu bir havası var.

la chance de ma vie-çok ama çok eğlenceli fransa belçika ortak yapımı film.çocukluğundan beri kızlarla her yakınlaşması hüsranla bitmiş, birlikte olduğu kişilere türlü uğursuzluklar getiren bir evlilik terapisti  artık yeni ilişkilerden uzak durmaya çalışırken güzel bir tasarımcıyla tanışır ve olaylar tabi ki yine sarpa sarar.

14 Aralık 2011 Çarşamba

ve hep birlikte soldan çıkarlar


bu sene gittiğim oyunlardan memnun olmam zor gözüküyor.buna tiyatro oyunu demem bile mümkün değil sanki.
  sürekli zaten önceden çekilmiş ekranlarda dönen görüntülere dönülüyor, arada iki bişey söylenip dans ediliyor sonra yine... 
bir tek manisa kısımlarında eğlendim.

10 Aralık 2011 Cumartesi

drift away

benim gibi tepe home a girince  her şeyi ceplerine doldurup kaçası gelen insanlar var mıdır acaba?
orada çalışmak asla istemezdim, geriye maaş diye bir şey kalmazdı heralde.
satılan en küçük parçaya kadar her şey mi  bu kadar sevimli olur!bir de girdiğiniz anda sizi enfes kokularıyla karşılayan yankee candle mumları girişe koyup kalbimi iyice fethediyorlar.ben orada kalakalıyorum.
onlarca çeşit enfes kokan mumla beraber bende eriyorum.
dayanamayıp alınan  porselen mum aksesuarı da yeniyıl için küçük bir şımarıklık hediyesi.^_^

9 Aralık 2011 Cuma

hugo


birsürü ödüller almalı!kesinlikle senenin en iyi filmlerinden.ilk sahneden itibaren bir masalın içine giriyormuş gibi hissettim.kar altındaki paris manzarası,garın içindeki uzun tüneller,ilk çekilen filmlere göndermeler... mis gibi bir film.tadı damağımda kaldı, salondan çıkmak istemedim resmen.otomaton epey ürkütse de özellikle hugonun gördüğü rüyadan sonra, Georges Méliès in hikayesini öğrenmek beni çok mutlu etti .filmde gösterilen star film company inanılmaz büyülü bir yerdi.kitabını okumak istiyorum en yakın zamanda.ah bir de fransızca olsaymış film!








filmlerin en çok kullanılan müziği olmalı erik satie.iyiki de kullanıyorlar.

7 Aralık 2011 Çarşamba

kasvetli filmler,leziz tatlılar


 Batı Şeria’daki Nablus’ta çekilen filmde işgal altında yaşamaktansa mücadele yolu olarak bir şekilde ilgi çekmek için, canlı bomba olmayı kabul eden iki genç oto tamircisinin yirmidört saat gibi bir zaman dilimini anlatıyor.
''Topuklarım acıyor. Kafam nerdeyse bir ton. Tüm bedenim bir tür dalgıç elbisesiyle kaplı …
Şimdiki görevim, deniz kazasında ıssız bir yere düşmüş birinin, yalnızlık kıyılarındaki hareketsiz yolculuklarını yazmak…''

çengelköyde yeni keşfettiğim çikolata kahve adında ufacık tefecik ama içi dolu çikolatacık diyebileceğimiz şahane bir yer var.ev yapımı çikolataların bulunduğu kavanozların içine dalmak istiyor insan.özellikle beyaz çikolatalarını deneyin derim.




 tatlı konusunda son dönemde kendimi aşmış durumdayım.haftanın beş günü pasta  yemek gibi alışkanlıklar edindim.özsüt zaten hep vazgeçilmezlerim arasındaydı, beyaz fırının vitrinine iki saniye gözünüzün kayıpta bir şey almadan geçmeniz ne mümkün!çilekli trifle ve adını bilmediğim makaron ötesi bir tatlı:)yeni yıl yeni kilolarla gelecek gibi gözüküyor:)

6 Aralık 2011 Salı

Neden bu kadar kötümsersin ?
-Sen neden değilsin ? Çevrene bakmıyor musun ? En mutlu görünenlerine bile ? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım:dağlar dümdüz. İkinci kısım: ne çok tepe! Üçüncü kısım : ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. iyi geceler. Yarın gene bekleriz.

Aylak Adam / Yusuf Atılgan

3 Aralık 2011 Cumartesi

opera komik

bu sene tiyatro sezonunu açmakta epey geç kaldım ve keşke bu oyunla açmasaydım.opera komik; 19.yüzyılın Paris’inde Bizet'nin yeni operası Carmen sürüp giderken, arka tarafta  fuayede ve localarda yaşananları anlatıyor. oyunun metni eğlenceli olsun diye uğraşılmış ancak bana göre hiç olmamış.açıkcası yanımdaki teyze pek çok yerde koparken ben hiç gülemedim, kötü ve başarısız espriler vardı çokca.ayrıca viviane rolündeki oyuncunun gülüşü inanılmaz rahatsız ediciydi.
devlet tiyatrosu kalitesini iyice düşürmeye mi başladı diye endişelenmeye başladım.

2 Aralık 2011 Cuma

de vrais mensonges


izlediğim en eğlenceli fransız filmlerinden.şahane bir ortam, eğlenceli bir senaryo, bir de üstüne audrey tautou varsa zaten filmin güzel olması kaçınılmaz.kendisi oyunculuğu bırakmak istediğini açıklasa da  umarım dönemlik kriz söylemlerinden biridir, bir teoman vakası daha yaşamak hiç hoş olmaz.  filmde bütün oyuncuların  mimiklerine bayıldım; özellikle judith chemla ve sami bouajila inanılmaz tatlılardı.