15 Ekim 2017 Pazar

sergi-kitap-konser

En sevdiğim mevsim yaz olsa da sonbaharın gelişiyle sergi gezmelerin, evde battaniye altında film izlemelerin, kitap okumaların ayrı bir güzelliği var. Geçenlerde İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulundaki 15. İstanbul Bienali'ni gezdik.








Sergiden sonra uzun zamandır gitmek istediğim Baldır Sirkeci'ye gittik. Eti sevmeyene eti sevdirir burası. Dananın arka bacaklarının üst kısmı ile kuyruğunun bir kısmından elde edilen 18 saatte pişirilen, özel ve enfes ekmekle servis edilen Baldır'ı denemeli, tahinli sufleden de yemelisiniz.

Herkesin hayata karşı bir sorumluluğu var, sizce de öyle değil mi? Kendini tanımayı öğrenmek, günlerin sayılı olduğunun bilincine varmak, sorumluluk veren anlamlı seçimler yapmak. Ve elbette, yeteneklerini boşa harcamamak. 

Yıllardır kişisel gelişim okumazken bu sene elim hep bu tarz kitaplara gitti.

Nilüfer ismi güzel, sesi apayrı güzel, şarkıları güzel ötesi kadın. En çok dinlediklerimden! Geçen aylarda konserine gitmiştik, mutluluktan uçmuştum.

1 Ekim 2017 Pazar

marmara adası

Bundan tam bir ay önce güneş kemiklerimi ıstıyor, deniz suyu kulağıma kaçıyor, sıcak esen rüzgar sahilde okumaya çalıştığım kitabın sayfalarını karıştırıyordu. Zaman çok hızlı, bazı anlar o kadar gerilerde kalmış ki.
Bir gece Çınarlı, üç gece Saraylar tarafında kaldığımız Marmara Adası'nı çok sevdik. Saraylar'a giden dolmuş sayısı az. Yollar da epey sarsıntılı ve virajlı olduğu için bizim gibi midesi hassaslara tavsiyem 45 dakikalık bu yolculuğu hiç göze almayıp Çınarlı'da kalmaları. Hem merkeze yakın hem de yeme-içme mekanı çok daha fazla. Esnafını da pek sevdiğimiz, Yenikapı'dan deniz otobüsüyle 3 saatte varılan, kalabalıklardan uzak, sessiz sakin tatil yapmak isteyenler için Marmara Adası ideal tatil yeri.



























Kendime bile tam açıklayamadığım bir şeyleri başkaları için anlaşılır kılmak gibi bir niyetim hiç yoktu.

Portekizcede ‘saudade’ diye bir kelime vardır: Artık kaybolmaya başlamış, nadirleşmiş veyahut tamamen kaybedilmiş bir şeyi ya da bir kişiyi derinden özleme hissi demektir bu... Osmanlıcada ve günümüz Türkçesindeyse, ‘saudade’ kelimesini anımsatan, Arapça kökenli bir kelime bulunur: Süveyda. Tasavvufta, ‘kalbin tam ortasında, gizli günahlarımızın saklı durduğuna inanılan, küçük, kara nokta’ demektir süveyda... İşte, bu kara nokta, mazinin kalpte yarattığı sarsıntılarla büyümeyi bir hayli sever... Aşkla bağlandıklarını, –aşkla bağlandıkların yanında olsalar da olmasalar da– kalbindeki süveyda sarsıldığı için, bir gün, durup dururken, gümbür gümbür bir pişmanlıkla, daha önceleri hiç özlemediğin kadar şiddetli özlersin


Canım insan çekiyor: Yan çizmeyen. Dolaysız. Güzel şeylere iştahı kabarık. Hevesini, tutkusunu yitirmemiş. Dünyayı seninle yeni baştan tasarlamaya aday... Deneyime açık. Boğmayan ama isteyen... Yeni fikirlerle ayağa kalkan, mızmızlanmayan ve laçkalaşmayan... Dedikodusuz, yalansız, çekiştirmesiz, seni bütünleyen, seninle bütünlenebilen.

Aynı kişi olmanı bekliyorlar: Aynı düşman. Aynı sevgili. Aynı çocuk. Aynı yazar. Aynı esnaf. Aynı isyancı. Aynı çizer. Aynı arkadaş. Aynı amatör. Aynı tanıdık. Aynı yabancı... Seni ‘öyle’ tanımış olanlar, seni hep ‘öyle’ görmek istiyor: Halbuki eski düşmanların bile en temel stratejik hatasıdır ‘seni hâlâ o kişi sanmaları’.

18 Eylül 2017 Pazartesi

rüyalar
















7 sene sonra Kariye, ardından yokuş aşağı Balat. Arada iki dakika Karagümrük maçı, Vefa pidecisi.