7 Mart 2020 Cumartesi

soğuk havalar ve melankoli

Ocak-şubat aylarını adeta tükenmişlik sendromundaymış gibi geçirdim.  Sürekli yaşanan kötü olaylarla içimi daha da kasvet kapladı, karamsarlığın dibine vurdum. Çoğunlukla hafta sonları evden çıkmadım, hafta içi işten akşam eve gelince kendimi koltuğa zor attım. Soğuk havalarda çoğu zaman fazla bir şey yapmak için yaşam enerjisi bulamayan biri olarak bi tek ben mi böyleyim bilmiyorum. Bol bol hayatı sorguladım, ne ara otuz bir yaşıma geldiğimi, sevdiklerimin, ailemin ne ara bu  yaşa geldiklerini düşündüm, karalar bağladım. Yetişkin olmak pek hoşuma gitmiyor. Hiçbir şeyin farkında olmadığım eski günlerime özlem duyuyorum. Neyseki havaların biraz ısındığı bu günlerde sakinleştim, düşünmeyi ve sorgulamayı biraz olsun bıraktım. Geçen aylarda dünyanın en büyük lahdinin ve ilk aşk şiirinin de sergilenenler arasında yer aldığı, bahçesini çok sevdiğim Arkeoloji Müzesi'ne gittik.












Evden çıktığım sayılı günlerden birinde Rafine Espresso Bar'a uğradık.



Portekiz'e gittiğimden beri tadı damağımda kalan nata tatlısını evde yapmayı denedik. Kesinlikle Portekizdekinin yerini tutmadı. Beşiktaş'a geçtiğim bir gün Gün Bakery'dekini tatmak istiyorum.
Tatlı konusunda pek başarılı olamasak da kalamarlı sandviç, lahmacun, tantuni gibi çok kötü olmayan denemelerimiz evde devam ediyor.



Eskiden İstanbul'da sürekli yemek keşifleri yapardık. Bu kış çok farklı mekanlara da gidemedik.
 Öz Karadeniz Et Lokantası Eminönü'ndeki en bilindik mekanlarından.
Krem Brulé tatlısını seviyor ve kafe ve tatlıcılarda pek bulamıyorsanız Akasya Avm'nin içindeki Cafe 33'te fena olmayan bir versiyonunu yiyebilirsiniz.


Geçenlerde Ceylan Ertem'in Sezen Aksu şarkıları söylediği konserine gittik.  Bağıra çağıra Sezen şarkıları söyleyince biraz rahatladım:)


23 Şubat 2020 Pazar

storytel dinlemeleri

Yaşam bal gibi bilinip de bilinmezliğe gelinenin peşinde, gerçekle düşün, hayatla ölümün arasında gerilmiş çok ince bir ipte yürümekti.

Kavuşmaları ve sevişmeleri öyle uzun bir süre hayal etmişti ki, gerçekle hayal iç içe geçmiş resimler gibiydi. Kendi bile ayırt edemiyordu artık gerçekle gerçek dışını. Aşk diye bildiği, bilmediğiydi.

Bir varmış bir yokmuş. Zaman dik bir yokuş, hayat güçsüz bir yolcuymuş.

birine iyilik ederek kendini sevdirmek kolaydır; ama düşünüyorumda bugün, diyorum ki, acaba "kendiliğinden" seven insan çok kuvvetli sevebilir mi?

“Ne tuhaf, bela gelip de kapısını çalana kadar kendine bulaşmaz sanıyordu insan. Bu da bir insanlık zaafıydı kuşkusuz!”


"Biri yedi odaya yayılmış,40 pantolonu var, diğeriyse sokaklarda yaşıyor, çöp tenekelerinde yiyecek arıyor."
Bütün hayatım öyle geçiyordu. Hiçbir dönem öncekine uymuyordu. Dahası, dönemlerin de başları, ortaları, sonları birbirine uyumuyordu .Aile tarihimiz bu türden uyumsuzluklarla yazılmıştı, ben de aile mirasını zirvelerde yaşatıyor, yaşıyordum.
Ekmek parası için, çok içimize sinmeyecek işler yapabiliriz hepimiz.

12 Şubat 2020 Çarşamba

diyarbakır



Ocak ayında bir günü Diyarbakır'a, üç günü Mardin'e ayırdığımız bir gezi yaptık. Daha ilk gün uçak havalanmadan  biri fenalaştı. Ambulansın gelmesi, yolcu indikten sonra valizlerin yeniden sayılması derken epey rötarlı vardığımız Diyarbakır sonrası bir gün sonra da Mardin'de lapa lapa kar yağdı, buzlanmadan yürümek mümkün olmadı, arabalar kaymaya başladı. Akşam da Elazığ depremini inanılmaz şiddetli şekilde hissettik. İstanbul depreminde o anda tek katlı bir yerde olduğum için çok fazla etkilenmemiştim ancak Mardin'de yaşadığımız beni inanılmaz etkiledi. Hala ara ara sallanıyormuş gibi hissediyorum.
Yani yine atraksiyonu bol bir gezi yaşamış olduk. Bakalım Doğunun Paris'i diye tabir edilen Diyarbakır'da nerelere gitmişiz.
Çin Seddi'nden sonra dünyanın sağlam kalan en uzun surları olan surlar Romalılar zamanında şehri düşmanlardan korumak için yapılmış. Şehri çevreleyen surlar 5 km uzunluğunda ve 12 mt. yüksekliğinde. 82 burca sahip Diyarbakır surları dört ana kapıyla dışarı açılıyor; Dağkapı, Mardinkapı, Urfakapı ve Yenikapı .Şehrin gezilecek tarihi yerleri de bu surların iç kısmındaki bölgede yer alıyor.  
Ulu Camii
Roma döneminde eski bir kilise iken, Hz. Ömer döneminde 639 yılında Diyarbakır’a egemen olan Müslüman Araplar tarafından eski mabete eklemeler yapılarak camiye çevrilmiş. Burası aynı zamanda Anadolu'nun en eski camisi.Yapı kompleksinden oluşan caminin inşaatında yöreden çıkarılan volkanik Bazalt Taşı kullanılmış. Avlusunda Diyarbakırlı ünlü bilgin El Cezeri tarafından 12. yyda yapılmış çok eski bir güneş saati de bulunuyor.

Tabela standartı Diyarbakır'a da gelmiş.

 
Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi
 Diyarbakır doğumlu şair Cahit Sıtkı Tarancı'nın doğup büyüdüğü ev, 1733 yılında inşa edilmiş. Diyarbakır’ın geleneksel konut mimarisinin tüm özelliklerini taşıyan, merkezi bir avlu etrafında sıralanmış dört kanattan oluşan ev  tamamen bazalt taş kullanılarak inşa edilmiş. 1973 yılında Kültür Bakanlığınca Tarancı ailesinden alınarak kamulaştırılan ev, 1974 yılında restore edilerek Cahit Sıtkı Tarancı Kültür Müzesi olarak ziyarete açılmış.


Hasan Paşa Hanı
Osmanlı Dönemi Valilerinden Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1573 yılında yaptırılan hanın avlusunun ortasında sütunlu ve üstü kubbeli bir şadırvan bulunuyor. Şimdilerde handa kahvaltıcılar ve hediyelik eşya dükkanları hizmet veriyor.
Ciğeriyle meşhur Diyarbakır'da öğlen yemeği için şehrin en iyi mekanlarından olarak ismi geçen  Fırın-ci 'yi tercih ettik.Mekan olarak güzel olsa da yediklerimizin lezzetleri çok vasattı. Tavsiye etmiyorum.

Merkezden on dakika mesafede bulunan Dicle Köprüsü On gözlü köprü olarak biliniyor. Köprü on kesik kemer üzerinde inşa edilen bloklarla Dicle’nin iki yakasını birleştirir.
Üzerindeki kitabesinden  1065 tarihinde Mervaniler zamanında inşa olduğu anlaşılmakta. Biz çok soğuk olduğu için zaman geçiremedik ama nehrin iki tarafında çay bahçeleri yer alıyor.

Diyarbakır Kültür Kafe'nin tam karşısında bulunan Kastal Cafe'de bir kahve molası verdik. Kürt kahvesi ve kendi spesiyalleri olan kahvelerden içebilirsiniz.
Bademli kahve için Diyarbakır Kültür Kafe de uğramak istediğim yerlerdendi ancak inanılmaz gürültülü olduğunu görüp vazgeçtik.


Baharatçı Kör Yusuf Diyarbakır'ın en ünlü baharatçısıymış.
Dört Ayaklı Minare
1500 Yılında Akkoyunlu Kasım Bey tarafından yaptırılan Şeyh Mutahhar Cami dört sütun üzerinde inşa edilmiş minaresiyle ilginç anıtlardan. Cami sıra sıra siyah ve beyaz taşlardan yapılmış.  Tahir Elçi'nin öldürüldüğü 28 kasım 2015 tarihinden beri kapalı olan sokak 2018 itibariyle tekrar açılmış.

Ünlü Diyarbakır Karpuzu.

Cemil Paşa Konağı Kent Müzesi
1887-1888 yıllarında 23 yıl Yemen'de valilik yapmış olan Cemil Paşa tarafından yaptırılan konak, haremlik ve selamlık bölümlerinden oluşmakta.  Restorasyon görerek kent müzesine dönüştürülmüş.

Sülüklü Han ya da Kazancılar Hanı
 1683'te Hanilioğlu Mahmut Çelebi ve onun kız kardeşi Atike Hatun tarafından inşa edilen han siyah bazalt taştan yapılmış.  Zamanında hanın avlusunda artık kullanılmayan tarihi kuyudan çıkan sülükler tedavi amaçlı kullanıldığından Sülüklü Han ismi verilmiş. Şarap ve menengiç kahvesi molası için uğrayabilirsiniz.


Unesco Dünya Miras Listesinde yer alan Hevsel Bahçeleri Dicle Nehri kıyısında, Diyarbakır Kalesi ile nehir vadisi arasında yer alan 8 bin yıldır kesintisiz tarım yapılan yaklaşık yedi yüz hektarlık verimli bir arazi. Burası aynı zamanda Güneydoğu Anadolu'nun en büyük kuş cenneti.

Hazreti Süleyman Camii
Hz. Ömer döneminde Diyarbakır’ın fethi buradan başlamış. Caminin bitişiğinde Osmanlılar Dönemi'nde yapılan Halid Bin Velid’in oğlu Süleyman ile Diyarbakır’ın Araplar tarafından alınışı sırasında şehit düşen diğer sahabelerin burada yattığı Meşhed bulunmakta. Burası Diyarbakır'da gördüğümüz en kalabalık yerdi. Dua edenler, dilek dileyenler, dileği gerçekleşip bir şeyler dağıtanlar...

Arkeoloji Müzesi bahçesinde yer alan Saint George Kilisesi'nin MS 2. yy. ait olduğu düşünülmekte. Artuklular döneminde sarayın hamamı olarak kullanılmış. Bazı kaynaklarda, Artuklu Hükümdarlarının bu hamamda ve sarayda Cizreli bilgin Eb-ül İz El Cezeri’nin imal ettiği robotları kullandıkları yazılıymış.


Dar Sur sokakları.

Gazi Caddesi üzerindeki dükkanlardan kahve, badem şekeri ve yöreye özgü pek çok şey alabilirsiniz. Ben buradan aldığımız Mardin'e özgü mor badem şekerlerini Mardin Artukbey'den aldıklarıma göre daha çok beğendim.Biz Dağkapı Meydanının orada kaldığımız Kaplan Hotel'in hemen yanında Aslan Yemek Salonunda çorba içerek günü bitirdik ancak et seven grubun geri kalanı ciğer yemeğe gitti. Umut Ciğercisi ve Ciğerci Remzi Usta şehrin meşhur ciğercilerinden. Zaten şehirde her yer seyyar ciğerci. 
Daha çok yakın zamanda 2015-2016 yıllarında Sur Olaylarına da tanıklık eden şehirdeki terör olayları şehrin tarihi dokusunu da etkilemiş. Umarım ülkemizin her tarafına çekinmeden, endişe etmeden gideceğimiz günler de gelir.