1 Ocak 2018 Pazartesi

2017 kedisi ❤
























2017 okumaları

 Biz insanlar mucizelerle dolu, görkemli bir açık alanı miyop bir gerçeklikle kendi günlük deneyimlerimize indirgiyoruz.
Mutluluğu başkalarına dayandırıyorsanız yanılıyorsunuz, Görmediğiniz sevgiyi kendinize verecek kadar cesur olmalısınız.

Genç kızlık düşleri yasaklanmalı. Daha ortaya çıkmadan engel olunmalı o kendini aldatma haline. Birileri soylemeli gerceği. "Hayat kepaze bir şeydir ve aşk acısı acıların en hafifidir.

Sevemiyorum ınsanları. Huylarına gitmeyi, laklaklarıni dinlemeyi, aman da pek icten olmalarını, sır vermelerini, ağız aramalarını, hislerini uluorta döküp saçıp etrafa, sonra üstlerine basınca seni kabahatli bulmalarını, bir latife yapsam anlamayıp bön bön yüzüme bakmalarını, arkamdan ağızlarının suyunu akıta akıta dedikodumu yapmalarını, en hakikatli, en dürüst, en ahlaklı, en iyi kalpli hep kendileri olmalarını ama bunu da böyle laf arasında sanki söylemiyormuş gibi yaparken utangaç mahcup çekingen soyleyivermelerini, sanki tek tuhaf benmişim gibi öyle olmadıklarını söylediğimde yüzüme hayretle bakmalarını, samimiyet yalanıyla küçümsemelerini, saf salak sanmalarini, ağzımdan arada bir küfür kaçıyor diye edepsiz bellemelerini, sıkıldığımı söyleyince aman aman pek incinmelerini, inceliklerini, arkasından konuşmuyormuş gibi yapıp en yakınlarını gözlerini kirpmadan çekiştirmelerini, aldatmıyormuş gibi yapıp bacak aralamalarini, bilmiyormuş gibi yapıp laf çarpmalarını, kırılmamış gibi yapıp kin gütmelerini, hep ben, hep ben demiyormuş gibi yapıp dünyayı etraflarında döndürmelerini, her boku bildiğini sanıp cahilliklerini, "aslında" , "bana soracak olursan" , "sahi ben" , "geçen gün ne oldu" , "o var ya o" diye başlayan bir türlü bitmek bilmeyen cümlelerini, gülerken gözlerini kaçırmalarını, el sıkarken sıkmamalarını, öperken öpmemelerini, sarılırken sarılmamalarıni, tum insanca sandıkları iğrençliklerini, hepsini, her şeylerini unutmak ve bir gül yapıp kumaştan boyaya batıra batıra duvarları güllerle kaplamak istiyorum.

Hayat gelir ve geçer. Ağır ve karanlık ve yorucu ve uykusuz ve zalimdir hayat. Umduğunla başına gelenler arasında dünyadan güneşe uzanan yol kadar mesafe vardır. Hep mutlu olmayı ummak kocaman bir aptallıktır.
O kadar güzel bir andi ki, hafizasinin köşesini kivirdi.

22 Aralık 2017 Cuma

2017 seyahatleri, gezmeler ve kitaplar


Bu senenin en sevdiğim rotası Portekiz oldu.☼Gezmesi kolay Slovenya ve Bled'in kalbimdeki yeri ayrı.✹ Bamberg ve Rothenburg'un romantik havası❣ Hayatımın en yorucu seyahati Rusya'nın soğan kubbeleri❃ Lviv'den Kiev'e giderkenki tren yolculuğumuz ve Ukrayna'da yılın en sıcak zamanına denk gelmemiz ☀Bursa,Adana ve Van'daki yemekler❀ Amasya'daki sisli havanın şahaneliği☁Tokattaki Ballıca Mağarası❤ İstanbul'un semtlerine yaptığımız hafta sonu turları☻












 Koşuyolu ve  Validebağ Korusu'nu çok seviyorum.Geçenlerde korunun içindeki Adile Sultan Kasrındaki Hababam Sınıfı Müzesi'ne gittik.
Filmlerin çekildiği sınıf müze olarak ziyarete açılmış, giriş ücreti 2 lira ve 09.00 – 17.00 saatleri arasında ziyarete açık.


Evlilik: Karşısındakinin kim olduğunu veya olabileceğini bilmeyen iki insanin, tahayyül edemedikleri ve üstünde düşünüp taşınmaktan da itinayla kaçındıkları bir geleceğe kendilerini bağlayarak, umutla, cömertçe ve müthiş bir içtenlikle oynadığı bir kumardır.

Hayatımızın kayda değer bir bölümünüyse, başka insanların epey kapsamlı ve ayrıntılı olarak, büyük acılar pahasına çoktan ortaya koyduğu şeyleri kendi başımıza bulmaya çalışarak harcarız.

Aşk, basit bir heves değil, beceridir.

İnsan ne bayağı bir yaratıktı. Sevmek ne kadar çok çaba gerektirmekteydi ve buna karşılık nefret için neredeyse hiçbir şeye ihtiyaç yoktu.

İnsanlar iyi hissetmek için öğreniyor, seviyor, sevişiyor, komşu saksıdan sardunya aşırıp köklendiriyor, yiyor, yemiyor, geziyor, anne-baba oluyor, göğe bakıyor, yazıyor, yüzüyor, yeşile koşuyor, koşuyor, içiyor, tutuyor, harcıyor, sarılıyor, alıyor, veriyor, çalışıyor, çok çalışıyor, doğuruyor, bakıyor, sabrediyor, izliyor.Ama bu coğrafyada artık tüm bunların boşa gitmesi için birkaç saniye yetiyor.

21 Aralık 2017 Perşembe

adana'da iki gün

Kasım ayının ilk hafta sonu sabahın erken saatlerinde nefis kebaplar, azıcık daha sıcak hava ve  İzmir'den pek sevdiğim palmiyeli sokaklar hayaliyle havaalanı yollarına düşüyoruz. Tarlaların üstünden süzülerek atraksiyonu bol şehre iniyoruz. Havalimanından çıkıp beş dakika yürüyerek Barış Parkı'nın önünden minibüse binip(2,25 TL) keşke her yer böyle olsa diyerek on beş dakikada merkeze varıyoruz.  
Eşyalarımızı İbis Otel'e koyup güzel bir kahvaltı için yollara düşüp Seyhan Gölü kıyısındaki Tahta Masa'ya varıyoruz. Buraya toplu ulaşımla gitmenin bizim bulduğumuz en iyi yolu merkezden 4 nolu otobüse binip Turgut Özal Bulvarında Doğal Park civarında inip on beş dakika civarında yürümek.
Manzara şahane, mekan kocaman, sessiz sakin huzurlu. Fiyatlar ve lezzet için çok güzel şeyler söyleyemesem de iyi ki gidip şahane manzaraya tanık olmuşuz.Kahvaltımızın yarısını ördek ve kazlarla paylaştık. Belirtmeden geçemeyeceğim; tuvaleti gerçekten çok kötü. 


Merkeze dönüp gezmeye başlıyoruz.Adana Etnografya Müzesi 1845 yılında inşa edilen kilise 1924 yılından sonra müze olarak düzenlenmiş, 1972 yılında kilise restore edilmiş, 1983 yılında ise etnografya müzesine dönüştürülmüş. Giriş ücretsiz.

Kazancı Cami
Arkadaki Küçük Saat'i görüyor musunuz? İş bankası tarafından 1925 yılında yerleştirilmiş.
Tahminen 1880-90 yılları arasında yapılan İtalyan Katolik Kilisesi'nin tepesindeki tunçtan Meryem Ana heykelini bebeğe benzettiklerinden ismi Bebekli Kilise kalmış.



Adana Atatürk Müzesi-Atatürk'ün Adana'ya geldiği dokuz seferden ikisinde konakladığı Seyhan Caddesi üzerindeki Suphi Paşa'ya ait olan konak 1981'den beri müze olarak hizmete girmiş.Döneme ait fotoğraflar, eşyalar sergileniyor.





Atatürk Müzesi'nin hemen yanında Adana Sinema Müzesi yer alıyor. 23 Eylül 2011 tarihinde, 18. Altın Koza Film Festivali etkinlikleri kapsamında açılışı yapılmış. Müzedeki afişlerde yer alan  yönetmen, oyuncu, senarist, yapımcı, yazar vs.  en az bir isim Adanalı.
Yılmaz Güney , Abidin Dino, Şener Şen, Ali Şen, Orhan Kemal, Muzaffer İzgü, Ali Özgentürk, ,Aytaç Arman, Meral Zeren, Menderes Samancılar ve daha pek çok ünlü.

Seyhan Nehri'nde Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiren Roma Döneminde yapılmış Taşköprü'nün ilk halinde 21 gözü varken Seyhan Nehri`nin ıslahı sırasında 7 gözünün toprak altında kalmasıyla 14 gözlü olarak hizmet vermeye başlamış. 2007'deki restorasyon sonrası araç trafiğine de kapatılan köprü yaya trafiğine açık.

Adana'da Türkiye'nin en büyük parkı ve camisi bulunduğunu biliyor musunuz? Ben gitmeden evvel bilmiyordum.2000 senesinde daha önceleri otogar, narenciye bahçeleri ve boş arazi olan Seyhan kıyısındaki bu yere Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Merkez Park inşa edilmiş.
Temeli 13 Aralık 1988’de atılan  caminin  arsası Adana Büyükşehir Belediyesi tarafından Türkiye Diyanet Vakfı’na devredilmiş; Türkiye Diyanet Vakfı’nın girişimleri, bağışlar ve  Sabancı ailesi tarafından ortaklaşa yaptırılarak  1998'de hizmete giren cami 28 bin kişinin aynı anda ibadet edebileceği kapasitedeymiş.


Madenci Kahveci- Şu zamana kadar gördüğüm en iyi Türk kahvesi sunumu buradaydı. Türk kahvesi sever biri olarak mest oldum.Üstelik falı bile içinde. (7TL)

Birbiçer Kebap- Açıkçası etten çok anlamam, midem hassas olduğu için yedikten sonra midemi rahatsız etmiyorsa o et benim için şahanedir. Adana'da yediğimiz etler lezzet olarak birbirine çok yakındı. Mezelerle fark yaratıyorlar, tüm mezeleri beğendim, fiyat lezzet oranı başarılı. (Porsiyonu 20 TL)
Yemek sonrası Kadayıfçı Olcay'da tatlılarla mest olup otele dönüp ilk günü bitiriyoruz.

Levent Börekçilik-Göğü delercesine yağan yağmur altında kahvaltı yapmaya Yüreğir Yakasında Cumhuriyet Mahallesindeki Sanayi'de seyyar bir arabada satılan bu lezzetli börek için bizden başka kimsenin olmadığı dolmuşa binip acaba biz deli miyiz bu havada oto sanayiye mi gidilir, ya kimse yoksa soruları eşliğinde varıyoruz, hiç beklemediğimiz kadar kalabalık. (Çetinkaya'nın biraz ilerisinden Yamaçlı Dolmuşuna biniyoruz) Bir porsiyon peynirli, bir porsiyon kıymalı börek yiyoruz (12.5TL) İşin sırrı peynir ve tereyağda. Hijyen takıntısı olanlara burayı önermiyorum.


Atatürk Parkı

Kazım Büfe-Bir tane istediğinizde bir büyük bir küçük bardakta servis edilen muzlu sütü yıllardır merak eder dururdum. Muzlu süt satarak ülke çapında duyulmak kolay değil.
16. yy.’dan kalma Ramazanoğulları Camii veya Adana Ulu Cami. Selçuklu esintileri olan cami; türbe, medrese, mescit,  hamam, arasta, çeşme ve çarşılarla birlikte bir külliyenin parçası.
Hemen yan taraftaki şadırvanın etrafındaki taburelerde oturup bir Türk kahvesi içmek vardı aslında ama hiç durmayan yağmur sebebiyle artık başka zamana kaldı.

Büyük Saat Kulesi-32 metre ile Türkiye'nin en uzun saat kulesi olan kulenin 1881 yılında  dönemin Valileri Ziya ve Abidin Paşa tarafından 8 metre genişliğinde dikdörtgen şekilde inşa ettirilmiş.
Öz Asmaaltı Kebap- Humus, acılı ezme, salata, turp, maydanoz gibi mezeler ve yanında şalgamla son akşamımızda minik bir ziyafet çekiyoruz.
Tatlıcı Gönül Kardeşler- Adana'da çok ilginç bir şekilde her köşe başında bu şerbetli tatlılardan satılıyor ve herkes ayakta bu tatlılardan yiyip yoluna devam ediyor. Biz de en meşhuru burada madem diyip damarlarımızda şeker ve yağ gezene kadar tatlıya doyduk.
Adana özellikle boğazına düşkünler için şahane bir rota.