9 Kasım 2012 Cuma

münih

İnsanların önyargılarından kurtulması kolay olmuyor maalesef ki.
Bir şeyi en baştan sevemiyorsam sonrasında da sevemiyorum.
Almancaya ve Almanlara tek sempatim Fatih Akın filmleriyle sınırlı kalacak bu gidişle.
Tamam Münih; düzenli, güzel bir şehir.En başta gürültü diye bir şey yok, her şey büyük bir düzen içinde işliyor.
 Hava buz gibi, biz donuyoruz; sürekli bir mızmızlanma hali 'Tanrım bu insanlar burda nasıl yaşıyorlar ,daha bu mevsimde böyleyse , güneşten yoksun!''
Onlar atmışlar veletlerini bisikletlerinin önündeki sepete, oradan oraya gayet mutlu geziyorlar. Çocuklar desen; en tuhafımıza giden şey. 
Türkiyede her yerde tepinen, ağlayan ,şikayetçi,şımarık çocuklar görürüz di mi?Bunların sesi çıkmıyor yahu!Nasıl bir eğitimden geçiriyorlar bunları.
Yoldan dakikalarca araba geçmiyor,kırmızı ışık yanıyor diye bekle bekle içimiz şişiyor.
Kurallar iyi hoş da fazlasına da katlanamıyorum.
Binalar güzel, parklar bahçeler bakımlı ama Alman sistemi ve yaşantısı çok sıkıcı!






















Ben bunların sevimliliklerini yerim:)












Almanya'nın en eski bira evlerinden Hofbrauhaus'a gitmeden dönmedik tabi ki!
Biranın aslında nasıl bir şey olduğunu bir kez daha gördük.
Ahşap masaları, Bavyera kıyafetleri içerisindeki garson kızları ve müzisyenleriyle tarihi bir handaymış gibi hissediyor insan.
Hitlerin konuşma yapmak için burayı seçmesi kesinlikle mantıklıymış.







Münih gördüğüm ilk Alman şehri oldu.Bir daha yolum düşer mi bilinmez ama önceliğimin Alman şehirleri olmadığını biliyorum.

6 Kasım 2012 Salı

prag

Sonbaharda yollara düşmek;soğuktan pek hoşlanmıyorsanız, orta Avrupa için pek doğru bir karar değilmiş.
Kilometrelerce yol kat ettim yine.Yeni insanlar, farklı hayatlar...
Yolda olmak insana çok şey katıyor, sanki zaman bir süreliğine durmuş, hayatına kısa bir mola vermişsin.
 Bir yandan bir şeyleri kaçırıyormuş, geride kalıyormuş gibi hissederken bir yandan kendine reset atıyormuş gibi,yenilenmiş gibi hissetmek.
Düşünmeye, kendini sorgulamaya yarıyor şehirler arası yollar.
En çok görmek istediğim yerler listeden bir bir silinince, bir daha o kadar güzel bir şehir göremeyecek olmanın endişesini yaşıyorum aynı anda:)
Prag benim için o masal şehirlerden biriydi; sokaklarında yürümenin insana zevk verdiği şehirlerden.
  Köprünün üstündeki sokak sanatçıları, turist kalabalığı, etkileyici gotik mimari eserleri, renkli renkli evleri, kuleleri, kiliseleri,doğanın sunduğu müthiş renk tonları...




















Prag Kalesine çıkarken yol üstünde girdiğimiz kafede yediğimiz krepler; tatlı krizine daha iyi gelebilecek bir şey yoktur heralde.
Yerel tatları denemeden dönmek olmaz.
 Hamur işi tatlıları; trdelnik.Ben sevdim, biraz acele piştiği için başta tadı hamur gibi geliyor ama gezerken o kadar acıkınca bitmesi sadece saniyeler sürdü.
Şu ana kadar gördüğüm en romantik şehir oldu Prag. 
Sanırım bunda mevsimin de payı büyük; durmadan dallardan düşen sararmış yapraklarla bezenmiş yollar.
Pek çok şehirde olduğu gibi burada da aşkınızı sonsuza dek kilitleyebilirsiniz.





Çek kronu alırken dikkat etmekte fayda var.
Çoğu yerde panoda yazan kurdan değil çok daha düşük kurdan veriyorlar.










Yurtdışında en sevdiğim şey heryerde karşıma çıkan güzel ve farklı heykelcikler!
 ve tabiki ben de o bebişin üzerine çıktım:)






Pragda bütün binalardaki süslemeleri hayranlıkla seyrediyor insan.

İçince yeşil peri kızı görüldüğü rivayet edilen absinth'in çeşit çeşit kaşıkları.


Güle güle Prag diyerek vedalaşıyoruz; seninle yollarımız günün birinde bir kez daha kesişecek.