13 Ocak 2019 Pazar

matera


 
Bari'den Matera'ya gitmek için ferrovie appulo lucane trenlerine binmek gerekiyor. Bari'de tren istasyonun sağ tarafında kalan, pek fazla tabelanın olmadığı binanın içine girip ince bir koridordan geçip biletimizi alıyoruz. Yol uzun olmamasına rağmen trenler yavaş. İki saat süren yolculuğumuzda Altamura durağında iki vagonlu trenimizin vagonları birbirinden ayrılıp biri Matera yönüne devam ediyor, Villa Longo istasyonunda inip otobüsle Matera'ya varıyoruz. Bu aktarmalar dönem dönem çalışmalara, tadilatlara göre değişiyor anladığım kadarıyla. Matera'ya varınca da tren istasyonundaki makineden hemen dönüş biletimizi alıp gezmeye başlıyoruz.




Tren istasyonundan on beş dakika kadar yürüyoruz, etraf İtalya'daki herhangi bir şehirdeymişiz gibi. Museo di Palazzo lanfranchi'nin önündeki terastan bakınca birdenbire Sassi di Matera ile karşılaşıyoruz.Sassi 'kayalar' demek. Tüf kayaların oyularak evlerin inşa edildiği, ortasından La Gravina deresinin geçtiği bu alçakta kalan bölgenin geçmişi çok eskiye dayanıyor. Matera, Gravina kanyonundaki vadinin iki yamacına kurulan, yıllarca kanalizasyon sularının dereye karışmasıyla hastalıkların kol gezdiği, yoksulluk ve yaşam koşullarından dolayı bir zamanlar “İtalya'nın utancı” olarak biliniyormuş. Konutların birçoğu, hükümetin 1950’lerin başlarında tarihi merkezde yaşayan yerlileri evlerinden çıkarıp onları şehir merkezinin hemen dışındaki yeni bir alana yerleştirme kararını alması nedeniyle yerleşime kapatılmış. Matera'nın tarihi terk edilmiş merkezi temizlenerek 1980'lerde yerleşime açılmış, şimdilerde turizm sayesinde daha da canlanmış ve 2019 Avrupa Kültür Başkenti olarak ilan edilerek adeta küllerinden doğmuş. 2000 yapımı The Passion of the Christ filmine sahne olan Matera gittikçe popülerleştikçe taş evler restore edilip pek çok lüks otel açılmış.
1993 yılında Unesco Dünya Miras Listesine alınan Matera'da merdivenlerden inip çıkıp labirent gibi sokaklarda rastgele dolanıp kaybolmak en iyi gezi planı! 2014'ten beri Ürgüp ile kardeş şehir olan Matera Kapadokya'ya benzetilse de bana göre daha çok Mardin'e benziyor.(her ne kadar henüz gidip görmesem de)



























12 Ocak 2019 Cumartesi

polignano a mare


Bari'den trenle (2,5 euro) yarım saat uzaklıktaki  Polignano a Mare; denizin, dalgaların oyduğu kayalıkların üzerine kurulu çok tatlı, minicik bir kasaba.  Kayalıkların altında mağaralar var, dünyanın en ünlü restoranlarından biri de (Grotta Palazese) bu mağaralardan birinde. Her sene şehirde uçurum dalışı yarışları düzenlenirmiş.
 Tren istasyonundan on beş dakika yürüyünce bu etkileyici manzarayla karşılaşıyoruz. Ekim ayında bile yüzenler vardı.

 Polignano a Mare'de doğan İtalyan şarkıcı Modugno. 1958 Eurovision Şarkı Yarışması'nda dünya çapında tanınan Modugno'nun en bilindik şarkısı Volare.

Eski şehir kapısından geçip meydana çıkıyoruz, meydana açılan daracık sokakların birinden öbürüne geçiyoruz.

Rengarenk kapılı, taş binalarıyla burayı Dubrovnik ve  Budva'ya benzetiyorum.





















 Buraya akşam üzeri gelmenizi tavsiye ederim. Gün batımındaki hali bambaşka.


9 Ocak 2019 Çarşamba

gökyüzüne bakmayı unutma

Beşiktaş sahilden Kabataş'a yürürken solda yüksek duvarların arkasında epeydir gitmek istediğim bir müze vardı; Milli Saraylar Resim Müzesi.
Biz ziyaret ettiğimizde çoğunluğu yabancı turist olan çok az ziyaretçinin olduğu bu şahane müze 11 temaya ayrılan bölümlerden-salonlardan oluşuyor.
Müzenin en görkemli salonunda Ayvazovski'nin Fırtınalı Denizde Kaza tablosundaki dalgaların gerçekçiliğini görünce dakikalarca karşısında durup izlemek istiyoruz.  Çocukken evdeki Grolier International Americana Ansiklopedisi'nin içinde resimlerini görüp bayıldığım ve zihnimin derinliklerine işlenen Fausto Zonaro'nun tablolarını yakından görmek ne harika bir duygu!
İçeride fotoğraf çekmek maalesef yasak.Tam 10TL Öğrenci 5TL Müzenin kafesinde boğaza karşı kahve içmek paha biçilemez:)
Dolmabahçe'deki Ağaçlı Yol üniversite yıllarımdan beri İstanbul'daki en sevdiğim yürüme yollarından. Kabataş'taki yıllardır süren tadilatın, hengamenin ortasında kaz, ördek ve küçük sandalların bulunduğu minik iskele hiç dikkatinizi çekti mi?
Fünikülerle Taksim'e çıkmayalı epey olmuştu. 93 yıllık Üçyıldız Şekerleme'den leziz lokumlar alıp eski İstanbul'u hatırlamak için kendimize bahane yaratıyoruz.
İsveççe'de kahve molası anlamına gelen 'Fika' İskandinav tarzda Moda'da tramvay yolu üzerinde birkaç ay önce açılan çok tatlı bir cafe. Nefis kahveler, tatlılar ve minnoş kediler bulmak isteyenler yolunu buraya düşürmeli.
Kadıköy
 Daha önce yiyip pek sevdiğimden geçenlerde Beşiktaş Çarşı'ya uzun zaman sonra gittiğimiz bir gün;  B Blok Bakery'de cheesecake yedik. Uzun uzun sohbet edip oturulabilecek bir yer değil maalesef. Ah bir de kafelerde şu dipdipe sandalyelerde otururken rahat edemeyen bir ben miyim?
Zaman geçiyor. Bellek silikleşiyor, bellek kendini ayarlıyor, anılar kendilerini, anımsadığımıza inandığımız şeylere uyduruyor.
İnsan bir var, bir yok. Bir gün var, bir gün yok. İnsanın olabileceği ve sahiplenebileceği her şey ile -birdenbire- olamayacağı ve sahiplenemeyeceği her şey, çünkü insan son bir kez bir şeyler olduğu ya da son bir kez bir şeyleri sahiplendiği için sevimsiz bir durum. Alternatiflerden biri her şeyi içeriyor, diğeri hiçbir şeyi.

İyi günde, kötü günde demiştik evlendiğimizde. Sorun aynı günün, biri için iyi, biri için kötü olabilmesinde elbette. 
Kasım ayında Aşkın Nur Yengi konserine gitmiştik. 90'lardan en sevdiklerimden.