9 Ocak 2012 Pazartesi

istediğim bikaç bişey

manyetik sistemle çalışan havada duran bulut şeklinde yatak*-*
 sanırım uyku sürem 10 saatten 15 saate çıkar bununla rahatlıkla:)

yıllardır istediğim şey işte bu! tabi ben asla istediğim renkte ip bulamadığımdan, bunun ipe filan uygulanabilen halinden de isterim, atkı ve şalda kullanmak için.
  
bir de dijital kalem hayalim hala devam ediyor. gerçi o çıktı ama deli gibi yaygınlaşması ve elle yazdığımız yazıların anında bilgisayara aktarılabilmesi, bunun süpersonik hızda olabilmesi hayallerim arasında.

bir de defterlerde control-f . özelliği olmasını ve aradığım şeyi direk bulabilmeyi sağlayacak aparatı

 10a katlanıp  her daim yanımda taşıyabileceğim hap kadar bir fotoğraf makinesi

bir de anahtar bulucu
bir de.....

8 Ocak 2012 Pazar

sıkıldım.

istediğim  sergilere hala gidememekten
bir güne  3 sınav, bir haftaya 7 sınav koyup beyin ölümümü gerçekleştirmek isteyen okulumdan

yağmurlu ve soğuk havadan
tatil zamanının  bir türlü gelmemesinden



izlediğim dizilerin yeni bölümlerinin yayınlanmamasından

4 Ocak 2012 Çarşamba

la piel que habito


hakkında hiç bir şey okunmadan gidilmesi gereken filmlerden.
bir nevi oldboy etkisi yaşadığım , izlerken bol bol 'yeter artık ve yok artık' dediğim ve bir süre sonra sinirlerimi bozan bir film.
senaryo çok etkileyici ve sinir bozucu, almodovar ise yine süper iş çıkarmış.

3 Ocak 2012 Salı


''….Küçük Prens pilota pek çok şey öğretiyordu.
En çok da sevgiyle ilgili şeyler.
Babam her zaman küçük prens gibi olduğumu söylerdi.
Ama Adam'la tanıştıktan sonra başından beri pilot olduğumu anladım.''

Bu dünyada adımını atsan, bir yalancıya rastlarsın. 
Bize düşen, sürekli yalan söyleyenlerle arada beyaz yalanlar söyleyenler arasındaki farkı öğrenmek.

30 Aralık 2011 Cuma

nar

film istanbulun deniz görmeyen, merkeze saatlik yolculuklar yapılarak ulaşılabilen, evlerinden birinin dış duvarında boğaz köprüsünün resmi olan bir mahallesinde başlıyor.bir kadınsa arnavutköydeki deniz gören evinde uyanıp kahvesini yudumlarken kapı çalıyor, içeri bu mahalleden gelen falcı olduğunu söyleyen bir kadın giriyor.fal bakmaya geldiği kişiyse evdeki kadın değil, onun sevgilisi,hayat arkadaşı her şeyi sema aslında. ama kadın bunu gizleyerek kendi falına baktırıyor.yıllar önce  kızının çocuğunun hastalanıp hastaneye kaldırıldığını ve yanlış iğne yapılarak öldüğünü ancak raporda kızının hatası sebebiyle öldüğü yazıldığını ve doktor sema tarafından imzalandığını söyleyen.falcı kadının tek istediği aslında raporun değiştirilerek, delirmiş kızının suçsuzluğunun geri verilmesi.
kadın kendi adaletini arıyor bi anlamda.film dozunda bir gerilimle sunuyor bize anlatmak istediklerini.kasvetli bir istanbul gününde güzel bir salonda öğreniyoruz bütün hikayeyi.4 farklı dağılmış nar tanesini izliyoruz.

kapıcının hikayesi ve çocukluk görüntüleri haricinde filmi beğendim,serra yılmazın dizilerde bütün temizlikçilere yaptırıldığı gibi doğuluymuşcasına yapay  konuşmasındansa böyle normal konuşması daha iyi olmuş bence.

ümit ünal ''birilerine biz; 'bu gerçek hayat, senin hayatın şu kadar küçük alanda,sen ne anlarsın, cahilsin' derken birilerinin de bize gelip aynı şeyleri söyleyebildiğini ve aslında herkesin başka her hangi birinin yerinde olabileceğini  son derece iyi anlatmış.etkileyici bir film olmuş.

28 Aralık 2011 Çarşamba

evde kırmızı-yeşil bir hava hakim.
kedi kadın bile uydu  bu duruma, her zamanki gibi keyfi yerinde 

27 Aralık 2011 Salı

zevkle izlenen filmlerden. 
zaten ne olup biteceğini kestirmek hiç bir zaman mümkün olmaz hayat hep sürprizlerle doludur.işte bu filmde olanlar da bu.



kafamda sorular yumağı;kim haklı, kim haksız,neden bir anda her şey böyle bir hal alıyor,kız sürekli ders çalışıyor, kadın yalan söyleyemiyor, yaşlı adamı yıkamanın dine aykırı mı olduğunu sormak için telefon açıyor,yaşlı adam içimi acıtıyor,sonu iyi ki böyle bitiyor.
güzel film.

26 Aralık 2011 Pazartesi

kendime

eskiden her gün burçları takip eder,interneti açınca mutlaka astroloji sayfalarına uğrardım. son bir senedir, bir belki iki sefer gazetede gözüme takılmışta okumuşumdur dalga geçerek o da .kötü geçmiş bir yılı geride bırakıyorum. başıma binbir türlü aksiliğin geldiği, üzerimde kara bulutların dolandığı,bol kederli, beklemeli, çaresiz, yeter artık diye isyan ettiğim, bir süre sonra bağışıklık kazanıp hislerimi kaybedip donuk bir ruh haliyle dolandığım ettiğim zamanların çoğunlukta olduğu.insan hakikaten büyüdükçe daha mutsuz oluyormuş meğersem, sorunların büyümesinden, sürekli farklı ve daha zor süreçlerden geçmek zorunda kalmaktan.
yıl bitiyor ve en yakınımdaki insanlar saçma sapan insanlar yüzünden acılar çekmeye devam ediyor; hep hak etmeyen ,gerçekten iyi olmadığını bildiğim insanlar mutluluklar yaşıyor, ben değer verdiğim yakınımda olsun istediğim insanlardan uzak kalmak zorunda kalırken görmek istemediğim insanlarla çevrelenmeye devam ediyorum. 
yine de güzel yolculuklara çıktığım, kendimi kafamı dinlediğim,insanları yok sayabilmeyi öğrendiğim bir yıl oldu.terminallerdeki panoları, anlamadığım dillerde konuşan insanlarla dolu metroları, havaalanlarının uğultusunu,uçak havalanırken yaşamaya devam ettiğim tedirginliği daha bir sevdim.
bütün bu yazı nerden çıktı peki? biraz önce nette dolanırken 2012nin ikizler burcunun yılı olacağını okudum da oradan.tabi ki böyle bir beklentim yok.bütün istediğim daha adil bir yıl.ha bir de yine uzun tren ve uçak yolculukları dileyebilirim.

25 Aralık 2011 Pazar

Birdy---Anita'nın Aşkı Ya Da Antigone New York'ta




Düşünebildiğimiz için uygarlık denen bu kafesi inşa ettik, şimdi bu kafesten kurtulmak için düşünmek zorundayız.








seneyi bitirmeden  ve finaller de gelmeden, bilet de bulunca  tiyatroyla dolu geçen bir hafta oldu, güzel de oldu bütün oyunlardan memnun ayrıldım.

Birdy-savaştan biri fiziksel biride ruhsal olarak darbeler almış iki yakın arkadaşın, bir geçmişe bir şimdiki zamana dönülerek hikayesini anlatıyor.sadece oyunculuklar bile bu oyunu görmek için yeterli bir sebep.





Anita'nın Aşkı Ya Da Antigone New York'ta-hikayeye göre Antigone'nin tek dileği, kardeşi Polyneikes'i bir ölüye yaraşır şekilde gömmektir.
bu oyunda da new yorkda parkda yaşayan evsizlerden Anitanın da tek istediği aşık olduğu evsiz johnun, bir törenle kendi yakınına, parka gömmek.

oyunda da dendiği gibi her an içimizden herhangi biride evsiz olma potansiyeli taşıyor.

24 Aralık 2011 Cumartesi

estambul.


yağmur yine yüzyıllarca yağacak gibi gözüküyor.
 bugün  sokaklar adeta şemsiye mezarlığına dönmüştü.
kış mevsimini sevenleri bir anlasam.
sulusepken havada nasıl üstlerini başlarını toparlayıp bir de şemsiyelerine sahip çıkıp yürüyebildiklerini.
mesut insanlar fotoğrafhanesi-insana bir roman okuyormuş hissi veriyor adeta bu oyun.
istanbulda olmama,hergün vapura binmeme rağmen ben bile özlem duydum istanbula.
haliçe koşmak istedim.beyoğlunda yürümek.
çocukluktaki mis kokan evde olmak.
sahne tasarımı ve uğur arda aydın ayrıca çok başarılıydı.


istanbul demişken  son dönemde her yerde karşıma çıkan istanbul manzarası tasarımlı  kalem kutumsu zımbırtılarımı koymaya yarayacak şeyi almadan rahat edemedim:)bir de bu koleksiyonun devamı var akıllara zarar bir şey.aslında gözüm şu çay bardaklarında kaldı ah ahh!



bilkent kültür girişimi  tarafından hazırlanan İstanbul Koleksiyonu kendilerinin de dediği gibi 
 ''martıların sesini, taze simitin kokusunu, yeni demlenmiş çayın sıcaklığını, katibim şarkısının nostaljisini'' hissettiriyor.