film istanbulun deniz görmeyen, merkeze saatlik yolculuklar yapılarak ulaşılabilen, evlerinden birinin dış duvarında boğaz köprüsünün resmi olan bir mahallesinde başlıyor.bir kadınsa arnavutköydeki deniz gören evinde uyanıp kahvesini yudumlarken kapı çalıyor, içeri bu mahalleden gelen falcı olduğunu söyleyen bir kadın giriyor.fal bakmaya geldiği kişiyse evdeki kadın değil, onun sevgilisi,hayat arkadaşı her şeyi sema aslında. ama kadın bunu gizleyerek kendi falına baktırıyor.yıllar önce kızının çocuğunun hastalanıp hastaneye kaldırıldığını ve yanlış iğne yapılarak öldüğünü ancak raporda kızının hatası sebebiyle öldüğü yazıldığını ve doktor sema tarafından imzalandığını söyleyen.falcı kadının tek istediği aslında raporun değiştirilerek, delirmiş kızının suçsuzluğunun geri verilmesi.
kadın kendi adaletini arıyor bi anlamda.film dozunda bir gerilimle sunuyor bize anlatmak istediklerini.kasvetli bir istanbul gününde güzel bir salonda öğreniyoruz bütün hikayeyi.4 farklı dağılmış nar tanesini izliyoruz.
kapıcının hikayesi ve çocukluk görüntüleri haricinde filmi beğendim,serra yılmazın dizilerde bütün temizlikçilere yaptırıldığı gibi doğuluymuşcasına yapay konuşmasındansa böyle normal konuşması daha iyi olmuş bence.
ümit ünal ''birilerine biz; 'bu gerçek hayat, senin hayatın şu kadar küçük alanda,sen ne anlarsın, cahilsin' derken birilerinin de bize gelip aynı şeyleri söyleyebildiğini ve aslında herkesin başka her hangi birinin yerinde olabileceğini son derece iyi anlatmış.etkileyici bir film olmuş.
30 Aralık 2011 Cuma
27 Aralık 2011 Salı
zevkle izlenen filmlerden.
zaten ne olup biteceğini kestirmek hiç bir zaman mümkün olmaz hayat hep sürprizlerle doludur.işte bu filmde olanlar da bu.

kafamda sorular yumağı;kim haklı, kim haksız,neden bir anda her şey böyle bir hal alıyor,kız sürekli ders çalışıyor, kadın yalan söyleyemiyor, yaşlı adamı yıkamanın dine aykırı mı olduğunu sormak için telefon açıyor,yaşlı adam içimi acıtıyor,sonu iyi ki böyle bitiyor.
güzel film.
26 Aralık 2011 Pazartesi
kendime
eskiden her gün burçları takip eder,interneti açınca mutlaka astroloji sayfalarına uğrardım. son bir senedir, bir belki iki sefer gazetede gözüme takılmışta okumuşumdur dalga geçerek o da .kötü geçmiş bir yılı geride bırakıyorum. başıma binbir türlü aksiliğin geldiği, üzerimde kara bulutların dolandığı,bol kederli, beklemeli, çaresiz, yeter artık diye isyan ettiğim, bir süre sonra bağışıklık kazanıp hislerimi kaybedip donuk bir ruh haliyle dolandığım ettiğim zamanların çoğunlukta olduğu.insan hakikaten büyüdükçe daha mutsuz oluyormuş meğersem, sorunların büyümesinden, sürekli farklı ve daha zor süreçlerden geçmek zorunda kalmaktan.
yıl bitiyor ve en yakınımdaki insanlar saçma sapan insanlar yüzünden acılar çekmeye devam ediyor; hep hak etmeyen ,gerçekten iyi olmadığını bildiğim insanlar mutluluklar yaşıyor, ben değer verdiğim yakınımda olsun istediğim insanlardan uzak kalmak zorunda kalırken görmek istemediğim insanlarla çevrelenmeye devam ediyorum.
yine de güzel yolculuklara çıktığım, kendimi kafamı dinlediğim,insanları yok sayabilmeyi öğrendiğim bir yıl oldu.terminallerdeki panoları, anlamadığım dillerde konuşan insanlarla dolu metroları, havaalanlarının uğultusunu,uçak havalanırken yaşamaya devam ettiğim tedirginliği daha bir sevdim.
bütün bu yazı nerden çıktı peki? biraz önce nette dolanırken 2012nin ikizler burcunun yılı olacağını okudum da oradan.tabi ki böyle bir beklentim yok.bütün istediğim daha adil bir yıl.ha bir de yine uzun tren ve uçak yolculukları dileyebilirim.
25 Aralık 2011 Pazar
Birdy---Anita'nın Aşkı Ya Da Antigone New York'ta


Düşünebildiğimiz için uygarlık denen bu kafesi inşa ettik, şimdi bu kafesten kurtulmak için düşünmek zorundayız.
seneyi bitirmeden ve finaller de gelmeden, bilet de bulunca tiyatroyla dolu geçen bir hafta oldu, güzel de oldu bütün oyunlardan memnun ayrıldım.
Birdy-savaştan biri fiziksel biride ruhsal olarak darbeler almış iki yakın arkadaşın, bir geçmişe bir şimdiki zamana dönülerek hikayesini anlatıyor.sadece oyunculuklar bile bu oyunu görmek için yeterli bir sebep.
Anita'nın Aşkı Ya Da Antigone New York'ta-hikayeye göre Antigone'nin tek dileği, kardeşi Polyneikes'i bir ölüye yaraşır şekilde gömmektir.
bu oyunda da new yorkda parkda yaşayan evsizlerden Anitanın da tek istediği aşık olduğu evsiz johnun, bir törenle kendi yakınına, parka gömmek.
oyunda da dendiği gibi her an içimizden herhangi biride evsiz olma potansiyeli taşıyor.
24 Aralık 2011 Cumartesi
estambul.
yağmur yine yüzyıllarca yağacak gibi gözüküyor.
bugün sokaklar adeta şemsiye mezarlığına dönmüştü.
kış mevsimini sevenleri bir anlasam.
sulusepken havada nasıl üstlerini başlarını toparlayıp bir de şemsiyelerine sahip çıkıp yürüyebildiklerini.
mesut insanlar fotoğrafhanesi-insana bir roman okuyormuş hissi veriyor adeta bu oyun.
istanbulda olmama,hergün vapura binmeme rağmen ben bile özlem duydum istanbula.
haliçe koşmak istedim.beyoğlunda yürümek.
çocukluktaki mis kokan evde olmak.
sahne tasarımı ve uğur arda aydın ayrıca çok başarılıydı.
istanbul demişken son dönemde her yerde karşıma çıkan istanbul manzarası tasarımlı kalem kutumsu zımbırtılarımı koymaya yarayacak şeyi almadan rahat edemedim:)bir de bu koleksiyonun devamı var akıllara zarar bir şey.aslında gözüm şu çay bardaklarında kaldı ah ahh!

bilkent kültür girişimi tarafından hazırlanan İstanbul Koleksiyonu kendilerinin de dediği gibi
''martıların sesini, taze simitin kokusunu, yeni demlenmiş çayın sıcaklığını, katibim şarkısının nostaljisini'' hissettiriyor.
21 Aralık 2011 Çarşamba
20 Aralık 2011 Salı
ikifilm.
waiting for forever-ailesini kaybedişini bir türlü unutamamış, hala çocukluk aşkını düşünen pijamalarıyla gezen bir jonglör, yıllarca ilk aşkını takip ettikten sonra en sonunda ona hislerini açıklamaya karar verir.filmin genel konusu bu şekilde ancak inanılmaz yavaş ilerliyor ve boğucu bir havası var.
la chance de ma vie-çok ama çok eğlenceli fransa belçika ortak yapımı film.çocukluğundan beri kızlarla her yakınlaşması hüsranla bitmiş, birlikte olduğu kişilere türlü uğursuzluklar getiren bir evlilik terapisti artık yeni ilişkilerden uzak durmaya çalışırken güzel bir tasarımcıyla tanışır ve olaylar tabi ki yine sarpa sarar.
14 Aralık 2011 Çarşamba
ve hep birlikte soldan çıkarlar
bu sene gittiğim oyunlardan memnun olmam zor gözüküyor.buna tiyatro oyunu demem bile mümkün değil sanki.
sürekli zaten önceden çekilmiş ekranlarda dönen görüntülere dönülüyor, arada iki bişey söylenip dans ediliyor sonra yine...
bir tek manisa kısımlarında eğlendim.
10 Aralık 2011 Cumartesi
drift away
benim gibi tepe home a girince her şeyi ceplerine doldurup kaçası gelen insanlar var mıdır acaba?
orada çalışmak asla istemezdim, geriye maaş diye bir şey kalmazdı heralde.
satılan en küçük parçaya kadar her şey mi bu kadar sevimli olur!bir de girdiğiniz anda sizi enfes kokularıyla karşılayan yankee candle mumları girişe koyup kalbimi iyice fethediyorlar.ben orada kalakalıyorum.
onlarca çeşit enfes kokan mumla beraber bende eriyorum.
dayanamayıp alınan porselen mum aksesuarı da yeniyıl için küçük bir şımarıklık hediyesi.^_^
9 Aralık 2011 Cuma
hugo
birsürü ödüller almalı!kesinlikle senenin en iyi filmlerinden.ilk sahneden itibaren bir masalın içine giriyormuş gibi hissettim.kar altındaki paris manzarası,garın içindeki uzun tüneller,ilk çekilen filmlere göndermeler... mis gibi bir film.tadı damağımda kaldı, salondan çıkmak istemedim resmen.otomaton epey ürkütse de özellikle hugonun gördüğü rüyadan sonra, Georges Méliès in hikayesini öğrenmek beni çok mutlu etti .filmde gösterilen star film company inanılmaz büyülü bir yerdi.kitabını okumak istiyorum en yakın zamanda.ah bir de fransızca olsaymış film!
filmlerin en çok kullanılan müziği olmalı erik satie.iyiki de kullanıyorlar.
7 Aralık 2011 Çarşamba
kasvetli filmler,leziz tatlılar
Batı Şeria’daki Nablus’ta çekilen filmde işgal altında yaşamaktansa mücadele yolu olarak bir şekilde ilgi çekmek için, canlı bomba olmayı kabul eden iki genç oto tamircisinin yirmidört saat gibi bir zaman dilimini anlatıyor.
''Topuklarım acıyor. Kafam nerdeyse bir ton. Tüm bedenim bir tür dalgıç elbisesiyle kaplı …
Şimdiki görevim, deniz kazasında ıssız bir yere düşmüş birinin, yalnızlık kıyılarındaki hareketsiz yolculuklarını yazmak…''
Şimdiki görevim, deniz kazasında ıssız bir yere düşmüş birinin, yalnızlık kıyılarındaki hareketsiz yolculuklarını yazmak…''
tatlı konusunda son dönemde kendimi aşmış durumdayım.haftanın beş günü pasta yemek gibi alışkanlıklar edindim.özsüt zaten hep vazgeçilmezlerim arasındaydı, beyaz fırının vitrinine iki saniye gözünüzün kayıpta bir şey almadan geçmeniz ne mümkün!çilekli trifle ve adını bilmediğim makaron ötesi bir tatlı:)yeni yıl yeni kilolarla gelecek gibi gözüküyor:)
6 Aralık 2011 Salı
Neden bu kadar kötümsersin ?
-Sen neden değilsin ? Çevrene bakmıyor musun ? En mutlu görünenlerine bile ? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım:dağlar dümdüz. İkinci kısım: ne çok tepe! Üçüncü kısım : ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. iyi geceler. Yarın gene bekleriz.
Aylak Adam / Yusuf Atılgan
-Sen neden değilsin ? Çevrene bakmıyor musun ? En mutlu görünenlerine bile ? Bütün bunlar üç oda, bir mutfak, iki çocuk düşü ile başlıyor. Sonra? Haydi bayanlar, baylar! Bu fırsatı kaçırmayın. Siz de girin, siz de görün. Üç perdelik dram. Birinci kısım:dağlar dümdüz. İkinci kısım: ne çok tepe! Üçüncü kısım : ova batak. Bugünlük bu kadar baylar. iyi geceler. Yarın gene bekleriz.
Aylak Adam / Yusuf Atılgan
3 Aralık 2011 Cumartesi
opera komik
bu sene tiyatro sezonunu açmakta epey geç kaldım ve keşke bu oyunla açmasaydım.opera komik; 19.yüzyılın Paris’inde Bizet'nin yeni operası Carmen sürüp giderken, arka tarafta fuayede ve localarda yaşananları anlatıyor. oyunun metni eğlenceli olsun diye uğraşılmış ancak bana göre hiç olmamış.açıkcası yanımdaki teyze pek çok yerde koparken ben hiç gülemedim, kötü ve başarısız espriler vardı çokca.ayrıca viviane rolündeki oyuncunun gülüşü inanılmaz rahatsız ediciydi.
devlet tiyatrosu kalitesini iyice düşürmeye mi başladı diye endişelenmeye başladım.
2 Aralık 2011 Cuma
de vrais mensonges
izlediğim en eğlenceli fransız filmlerinden.şahane bir ortam, eğlenceli bir senaryo, bir de üstüne audrey tautou varsa zaten filmin güzel olması kaçınılmaz.kendisi oyunculuğu bırakmak istediğini açıklasa da umarım dönemlik kriz söylemlerinden biridir, bir teoman vakası daha yaşamak hiç hoş olmaz. filmde bütün oyuncuların mimiklerine bayıldım; özellikle judith chemla ve sami bouajila inanılmaz tatlılardı.
29 Kasım 2011 Salı
mutluluk kaynakları.
bir süre önce dayanamayıp postcrossing'e üye olmuştum.gelen kartların sayısı arttıkça daha bi' mutlu oluyorum.akşam eve girerken apartman girişinde kilometrelerce öteden gelen farklı kartları görmek ayrı bi mutluluk veriyor insana.pulları da inanılmaz güzeller.bir an önce kutular dolusu kartım olsun istiyorum!


kırtasiye ürünlerine olan zaafıma karşı koymam her zaman çok mümkün olmuyor.yeni sene için ajanda ve bloknotlarım şimdiden hazır.kıyamayıp kullanmasam da 'bakmalık' olarak mı kullansam diyorum bazen kendi kendime gerçi.metisin2012ajandası yine şahane.
masal kahramanlarını anma günü, hayallere saygı günü, çoraplar fora günü, mandalina kabuğu yakma günü... ajandayı açıp baktığında insanın yüzünde bir tebessüm oluşuyor.ve başında yazdığı gibi Kimi hayati duygularımız, tecrübelerimiz sırf adları konmadığı için hayatın dışında, önemsiz, tali gibi görünüyor olmasın?
bir diğer mutluluk kaynağı; çiçekkokuluselpak.çocukluğuma geri dönüş yaşatıyor her ne kadar pembe olmasa da.
27 Kasım 2011 Pazar
haftasonufilmleri
submarine-biraz geçmişe gitmek, farklı bir film izlemek için mükemmel seçim.
breaking dawn-kitapları okumamış biri olarak sadece ilk filmleri izlediğim için bundan da eksik kalmamak lazım diyerek izledim ve of puf hadi, doğursun bebeği artık diye sıkılarak sonunu zor getirdim. ben evde yayılmış yatarken seyrederken bile sıkılırken, insanlar deliler gibi sinemaların önünde bunun için mi kuyruk oluşturuyor da benim başka filmin seansını kaçırmama sebep oluyor anlam veremedim.
ps: farkettim ki yine birbirinden alakasız filmler izlemişim.dengesiz bir haftasonundan dengeli bir haftaya geçiş yaparım umarım.
hergüncumartesiolsa.
soğuk ama keyifli bir cumartesi.bazen obez olmaktan korkuyorum.hayvanları sevmeyen insanları anlayamıyorum.
bazı şarkılar çok güzel.
25 Kasım 2011 Cuma
neredeyse eksiksiz
kız da oğlan da aynı gün sevgililerinden ayrılır ve belki de unutmanın en iyi yolu yeni biridir.beni unutma filmi çok hızlı başlıyor birden bire seneler geçiveriyor.evleniyorlar çocukları oluyor.mutluluk içinde yaşayıp giderlerken-biz; ay bu kadar da olmaz ama derken-birdenbire kızın hasta olduğu ortaya çıkıyor.sonrası zaten belli, gözüyaşlı filmi sonlandırıyorsunuz.filmin konusuna bakmadan, mert fırat oynuyormuş bi' gidip görelim kafa dağıtırız dedik romantik komedi film afişi bizi yanıltmış meğersem.filmin senaryosunu yazarken oturmuşlar, epey düşünmüşler, hımm evet daha daha neler koysak diye adeta;beni unutma çiçekleri,şiir okuyan baba,ferzanözpetek ve fatıhakın filmlerinden sahnelerin arka fonda geçişi.tamam filmin tamamında dekor ,özellikle evlendikleri yer inanılmaz güzeldi.ancak bolca reklam geçiyor filmde, tuba ünsalın tüm zamanını dekorasyon mağazalarında geçirdiği düşüncesindeyim.(filmi izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır:))diyalogların bir kısmı gerçekten çok saçmaydı.sinanla hakanın evde eşyaları toplayıp, burda daha fazla yaşayamam halleri zaten apayrı .ilk sahnede kızın iş yerinden çıkarken konuştuğu iki kız, nasıl bir yapaylıktır dedirtiyor daha ilk andan.başrol oyuncuları iyi olmasına rağmen özellikle senaryo ve diyaloglar yüzünden yeterince güzel olamamış filmdir, -incirreçeli,ıssızadam filmlerini de izlemiş biri olarak söyleyebilirim ki; yine de izlenebilir
*bu arada başlık filmin içinde geçen yannis ritsos a ait bir şiirin adıdır.
*bu arada başlık filmin içinde geçen yannis ritsos a ait bir şiirin adıdır.
23 Kasım 2011 Çarşamba
21 Kasım 2011 Pazartesi
sinemadan çıkmış insan
… iki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokağa çıkan sanki başka birisiydi. düşünüyordu: “çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. sinemadan çıkmış insan. gördüğü film ona birşeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş-on dakikada ölüyor. sokak sinemadan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.”
saatine baktı: dört buçuğa beş vardı. “eve gidip okusam.” durağa yürüdü. “bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar…” kafasından geçene güldü. duraktakiler dönüp baktılar. kadının biri kaşlarını çattı. sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. ” ne adamlar be. güldüysem güldüm, size ne?” duramadı orda, yürüdü. eve gitmeyecek. içindeki sinemadan çıkmış kişiyi öldürdüler. sağ kalan sıkıntılı, kızgın…
saatine baktı: dört buçuğa beş vardı. “eve gidip okusam.” durağa yürüdü. “bunları kurtarmanın yolunu biliyorum. kocaman sinemalar yapmalı. bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. iyi bir film görsünler. sokağa hep birden çıksınlar…” kafasından geçene güldü. duraktakiler dönüp baktılar. kadının biri kaşlarını çattı. sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. ” ne adamlar be. güldüysem güldüm, size ne?” duramadı orda, yürüdü. eve gitmeyecek. içindeki sinemadan çıkmış kişiyi öldürdüler. sağ kalan sıkıntılı, kızgın…
Aylak Adam - Yusuf Atılgan
20 Kasım 2011 Pazar
beginners ın afişinden filmin son derece eğlenceli olduğu önyargısına kapılabilirsiniz.aksine son derece yavaş tempolu bir film.en güzel yanı tarihleri fotoğraflarla anlatış şekliydi.
the seventh continent-haneke'nin ilk filmi.dışarıdan son derece normalmiş gibi görünen, her sabah belli saatte uyanıp, kendi içlerinde pek de iletişim kurmayan, monoton hayatlarını gösterdiği bir ailenin bir anda bankadaki tüm paralarını çekip parçalayarak tuvalete atıp,evdeki tüm eşyaları kırıp dökerek en sonunda kendilerini zehirleyerek öldürmelerini anlatıyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)